|
ILISU BARAJINI DURDURALIM - HASANKEYF VE DİCLE VADİSİNİ KURTARALIM! |

|
Hasankeyfi Yaşatma Girişiminin Internet sitesine hoşgeldiniz... |
|
Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santralı Projesinin insan, kültür ve doğa üzerindeki etkileri |
|
Hasankeyfi Yaşatma Girişimi, 27.09.2007:
Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santralı Projesinin insan, kültür ve doğa üzerindeki etkileri
Önce Moğollar, şimdi de Andritz, Nurol ve AKP!
13. ve 15. yüzyılda Moğollar Ortadoğuyu işgale gelirken doğa, insan, doğa ve kültür tanımadan halen etkilerini yaşadığımız korkunç bir yıkım ve talanda bulundular. Bundan Hasankeyf ve Yukarı Mezopotamya bölgesini de nasibini aldı. Bu büyük kayıpların benzerini şimdi Ilısu konsorsiyumu ve son yılların tüm Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri çağdaşlık, enerji ve kalkınma adına gerçekleştirmek peşindedir. Bunu engellemek hepimizin elindedir!
Dicle nehri üzerinde planlanan Ilısu Barajı ve Hidroelekrik Santralı (HES) Projesinin etüt çalışmaları 1954 yılında başlayıp ve ancak 1982 yılında GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi) çerçevesinde projesi kabul edildi. Ne kadar uzun süredir tartışılsa da, Ilısu Projesi asıl olarak 1996/1997 yılında hükümet tarafından yatırım programına alındıktan itibaren asıl olarak gündeme geldi. 1998 yılında yedi Avrupalı şirket ve üç Türk şirketten oluşan birinci konsorsiyum, 1999 ile 2002 arası Türkiye ve Avrupadaki çok sayıda sivil toplum kuruluşları (STK) tarafından yürütülen geniş kampanyalar sonucu üç Avrupalı şirketin (birer İngiltere, İtalya ve İsveç) ve bir bankanın (İsviçreden UBS Bankası) çekilmesiyle dağıldı.
2001 yılın ekonomik krizini de atlatan yeni hükümet, 2004 yılında tekrardan 4 Türk (Nurol, Cengiz, Çelikler ve Temelsu Uluslararası) ve 6 Avrupalı şirketleri (Avusturyadan VA Tech (Andritz), Almanyadan Züblin ve İsviçreden Alstom, Stucky, Maggia ve Colencio) bir araya getirerek ikinci Ilısu konsorsiyumunu oluşturdu. Türk şirketlerinden inşaat işleri liderliğini Nurol yaparken, Andritz (VA Tech) şirketi elektromanyetik işleri ve konsorsiyumun genel liderliği üstlenmiştir. Ancak burda not düşülmesi gereker ki bu konsorsiyum ihale sonucu değil, mevcut yasalar gözardı edilerek hükümetler arası yapılan ikili protokollere dayanılarak hükümet adına projeyi yürüten Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından oluşturuldu.
Ilısu barajı kültürel miras, çevre/ekoloji ve insan/sosyal yapı üzerinde çok sayıda ağırlıklı olumsuz olmak üzere etkilere neden olacağı için bugün Türkiyenin en tartışmalı projesidir. Dünyada da en çok tartışılan projelerin arasına artık bulunmaktadır. Beklenen ağır sorunlardan dolayıdır ki baraj bölgesini etkileyen illerde (Batman, Siirt, Diyarbakır, Mardin ve Şırnak) Hasankeyfi Yaşatma Girişimi adı altında geniş bir eleştirel hareket oluştu ve Türkiyede bazı sivil toplum kuruluşları tepki göstermeye başladı. Buna paralel Avrupada kendi hükümetlerini sosyal sorumluluğa çağıran çok sayıda STK da Ilısu baraj kampanyası tanımıyla harekete geçti.
Finans ve raporlar
Ilısu projesi yap-işlet-devret modelinde ve finansı büyük oranda dış kredilidir. Bir çok projede olduğu konsorsiyumun Avrupalı şirketleri Avrupalı bankalardan kredi almaktadırlar. Ancak krediyi alabilmek için şirketler Avusturya, Almanya ve İsviçre hükümetlerine bağlı İhracat Kredi Kuruluşlarına (ECA Export Credit Agency) kredi teminatı için başvuruda bulundular. Bankalar böylesi riskli bir projeye kolay kolay kredi vermeyecekleri için konsorsiyum ECAlara gitme gereğini özellikle gördüler. Projenin kamuoyunda çok tartışılmalı olduğundan dolayı ECAler Ilısu konsorsiyumundan bir Çevre Etkileme Değerlendirme Raporu (ÇEDR) ve Yeniden Yerleşim Eylem Planının (YYEP) hazırlamasını şart koştu. İstenilen iki rapor hazırlandı, Kasım 2005de yayınlandı ve ardından Aralık 2005de Ilısu konsorsiyumu ECAlere kredi teminatı için resmi tam başvurusunu yaptı. Ardından iki rapor da girişimimiz ve uluslararası STKlar tarafından incelenmeye alındı ve Şubat 2006dan itibaren onlarca yorum ve rapor ECAlara gönderildi. Projenin özelliğinden dolayı kredi teminatı kararını ECAlar kendisi değil, doğrudan Avusturya, Almanya ve İsviçre hükümetleri verdiler. Uzun bir tartışma, kampanya süreci ve tüm eleştiri ve uyarılara rağmen bu üç hükümet Ilısu projesine onay verdi. 1999 ile 2002 arası da finansın Avrupalı ülkelerden sağlanması öngörüldüğü, ancak Avrupada ileri düzeyde kamuoyu tepkisi olduğu, kredi teminatı için talep edilen sosyal ve çevre kriterlerin hiç biri DSİ tarafından yerine getirilmediği için Ilısu projesi suya düşmüştü. Yine ekonomik kriz gibi başka faktörler etkili oldular. Bu defa projede hiç bir değişiklik olmasa da ancak şartlarda bazı değişiklikler söz konusu; Türkiye kamulaştırma yasasında bazı düzeltmelere gitti, 2002 yılından beri kat edilen bir AB katılım süreci söz konusu, ekonomik olarak sürekli bir gelişme kadedildi ve DSİ kendisini daha açık ve katılımcı göstermeye çalışıyor. Burda önemle belirtilmesi gereken noktalardan biri, ÇED Raporu ve YYEPin Türkiye yasalarına göre değil, ECAlardan kredi teminatı alabilmek için hazırlandı. Bizim halen geçerli önemli taleplerden biri ÇED Raporunun Türkiye yasalarına göre hazırlanmasıdır.
Mart 2007de bu üç hükümet tarafından kredi teminatı verildikten sonra ilgi odağı bankalara doğru da kaydı. Ilısu projesinin kredilerini toplam beş banka vermektedir. Projede Türkiyeden Akbank ve Garantibank yer alırkan uluslararası arenada Bank of Austria BA-CA (Avusturya Bankası), DEKA Bank (Almanya) ve Societe Generale (Fransa) bu işte vardır. Yürütülen kampanya sonucu 15 Haziran 2007de projede yer almak isteyen İsviçreli Züricher Kantonalbank (ZKB) projeden geri çekildi. Bu bankanın yerini Almanyadan DEKA Bank doldurdu.
Ilısu ve GAP
Ilısu barajı, 1982de kararlaştırılan ve 1984 yılında başlatılan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) çerçevesinde yapılması planlanan devasa bir projedir. GAP dünyada bilinen en büyük hidro enerji ve sulama projelerinden biridir. GAPın 19 Hidroelektrik santral ile 27300 Gwh enerji üretim, 22 baraj gölü suyuyla da 1,8 Milyon hektar sulama hedefi vardır. GAPın en büyük iddiası 3,6 Milyon kişiye istihdam sağlamaktır. 32 Milyar Dollar bütçeli projenin en az 18 Milyar Dolları harcanmış, bugüne kadar GAP sonucu elde edilen gelir ise 19 Milyar Dolları aşmıştır. Yani gerçekleştirilen yatırımdan daha fazla gelir elde edilmiştir. GAPa daha yakında bakarsak: GAPın uygulandığı bugünden bu yana GAP bölgesinin illeri (Gaziantep dışında) Türkiye çapındaki istatistiklerine göre daha çok geri düşmüştür. Kurulan hidroelektrik santrallerin (HES) bazıları (Dicle ve Batman gibi) ülkede enerji ihtiyacının fazla olmaması veya farklı enerji türleri anlaşmalardan dolayı 2006 yılında çalıştırılmadı. Urfa Ziraat Mühendisleri Odasının belirttiğine göre GAP suyu ile Urfa ilinde sulanan alanların yarısında yanlış teknikler ve çiftçilerin eğitilmemesi sonucu tuzlanma ve yüksek taban suyu sorunu yaşanmaktadır. GAP ile hissedilir oranda iş alanları yaratılmadı ve işssizlik sayısında düşüş yoktur. Hidroelektrik enerjide % 80 civarı gerçekleşme varken, bu oran sulamada gibi alanlarda ancak % 14ü bulmuştur, yani yerel halkın yararlanacağı alanlara yatırım çok yavaş gerçekleşmektedir. Bu gibi çok sayıda sorun söz konusudur. Bu nedenlerden dolayı GAPın ciddi olarak gözden geçirilmesi gerekmektedir.
Ilısu barajı ile Dicle nehri 136 km uzunluğunda göle dönüşecektir, yan kolları da dahil edersek bu 180 km nehir için söz konusu olacaktır. Ilısu barajı gölün alanı 313 km2, hacmi ise 10.4 milyar m3 büyüklüğünde öngörülmektedir. Bu göl alanı ve hacmi ile Ilısu Türkiyenin ikinci büyük barajı olacaktır. 138 m yüksekliği olan Ilısu barajı gövdesi 1820 m genişliğiyle Türkiyede en geniş baraj olacaktır. Enerji amaçlı kurulması planlanan Ilısu projesi 1200 MWlik kapasite ile çalışacaktır. Yıllık üretimi 3833 GWh ile Türkiyenin dördüncü HESi olacak Ilısu, ancak % 37 verimle çalışacaktır ki bu diğer barajlara göre çok düşüktür (Atatürk HES % 48). Yani Ilısu en verimsiz HESlerden biri olacaktır. Karşılaştırırsak; Keban barajın MW kapasitesi az fazladır aynıdır, ancak son beş yılda ortalama olarak yıllık üretimi en az 6000 Gwh olarak seyretmiştir. Ilısu barajın yapımından sonra Diclenin aşağısında geniş sulama amaçlı 45 m yüksekliğinde Cizre barajı planlanmaktadır. Aslında Ilısu projesini Cizre projesiyle birlikte düşünmek gerekir. Biri enerji üretirken diğer 120 bin dönüm arazi sulayacktır. Bunun dışında Dicle havzasında çok sayıda farklı baraj projelerin de hayata geçmesiyle bu nehirler neredeyse tamamen doğal akışını kaybedip göle dönüşecektir.
Kültürel miras ve Hasankeyf
Ilısu barajın planlandığı bölge uygarlık tarihi açısından son derece önemli ve Yukarı Mezopotamya olarak bilinmektedir. Doğrusu insanlık tarihinde ilk yerleşim birimlerin olduğu bölgenin önemli bir parçasıdır. ÇED-Raporuna göre Ilısu barajı gölü Hasankeyf dahil toplam 289 arkeolojik sit alanını etkileyecektir. Ancak bilinmelidir ki bugüne Ilısu bölgesinin ancak yaklaşık % 40ında yüzey araştırması yapılmıştır. Bu tamamlanabilirse bu sayı en az ikiye çıkması beklenmektedir. Bugüne kadar bu bölgede sadece 14 sit alanında kazı yapılabilmiştir; şu an ise 7 sit alanında kazı yürümektedir ve baraj suyu gelene kadar dönemde daha fazla da öngörülmemektedir. Baraj inşaatı başlarsa 7 yıllık inşaat süresince, var olan kazılar için bile zaman kesinlikle yeterli olmayacaktır. Normalinde bilimsel yöntemlere göre yapılan kazılar onyılları alabilmektedir. Tahmin ettiğimiz ve/veya hiç bilmediğimiz zenginlikler gün ışığına çıkarılmadan tamamen yok edilecek ve insanlık kültürü büyük katliama uğrayacaktır. Bu arkeolojik sit alanları arasında en göze çarpan antik kent Hasankeyfdir. Hasankeyf antik kent ve yerleşim yeri öyle gündemdedir ki Hasankeyf kelimesi Ilısu teriminden daha fazla çağrışım yapmaktadır. Hasankeyf bir sembol olmuştur. Antik kent Hasankeyf hakkında şu önemli belirlemelerde bulunabilinir.
Hasankeyf bir defa doğa ile iç içe geçmiş bir muhteşem mekandır. Tarihi yapılar vadi, Dicle suyu ve kayalarla bir bütünlük oluşturmaktadır. Dünyada bildiğimiz diğer antik yerleşim yerleri gibi sadece yapıtlarıyla ön plana çıkmamaktadır. Hasankeyf en az dokuz bin yıldır süreksiz bir yerleşim yeridir. Bu bildiğimiz diğer tarihi ve antik yerlerin ezici çoğu için geçerli değildir. Hasankeyf halen canlıdır. Hasankeyf'in bugüne kadar bu şekilde yaşamasının önemli bir nedeni insanların 60lı yıllara tarihle iç içe yaşamalarıdır. Yine Anadolu/Mezopotamya'da antik ve ortaçağdan büyük oranda ayakta kalan tek yerdir. Bir çok kişinin ifade ettiği inanılmaz güzellikte bir açık hava müzesidir. Hasankeyf, çok sayıda yapıtlarıyla en az 20 kültürün iz bıraktığı bir antik şehiridir. Sırasıyla Assurlar, Medler, Persler, Romalılar, Bizanslar, Emeviler, Abbasiler, Selçuklar, Artuklular, Eyyubiler, Osmanlılar Hasankeyf'te hüküm sürmüş ve her kültür bir iz bırakmıştır. Örneğin Hasankeyf Artukluların başkentiydi ve bir tepesinde darphanede demir para üretiliyordu. Yine İpek yolu bir dönem Hasankeyfteki zamanın en büyük taş köprüsü üzerinden geçiyordu. Hasankeyfteki zanaatkarlık uzun süre çok gelişkindi ve ürünler Mezopotamyanın güneyine kadar satılıyordu. Ortaçağda bu şehirde çoğu zaman en az 10 bin insan yaşıyordu ve büyük ve önemli yerleşim birimleri arasında yerini alıyordu. Hasankeyf, köprüsünün yanında El Rizk Camiisi, Zeynel Bey türbesi, hamanı, yaklaşık 6 bin mağara ve özellikle kayanın üzerindeki kale ile üzerindeki çok sayıda yapısıyla tanınmaktadır. Ve tabi ki Ilısu konsorsiyumu ve Türk hükümetin (özellikle de Kültür ve Turizm bakanlığın) iddia ettiği gibi Hasankeyf taşınamazdır. Bunu iddia etmek bu büyük kültürden hiç bir şey anlamamak demektir. Bunu sadece biz değil, uzmanlar söylüyor. Bunların arasında Prof. Zeynep, Prof. Metin Ahunbay, Prof. Oluş Arık vs. vardır. Yine hükümetin atadığı kazı başkanı Prof. Abdülselam Uluçam da bunu açıklamalarında belirtiyor. Denildiği üzere 10-12 eserin 2 km kuzeyde boş araziye kurulmasının hiç bir anlamı olmaz. Geriye kalan kale, binlerce mağara, yüzlerce yapı ve Dicle nehri ne olacak? Hasankeyfe özelliğini veren doğası ne olacak? Hasankeyf çevresiyle bir bütündür ve bu asla bozulmaması gerekir. Suların gelmesiyle kayalıkların yumuşak kireç taş özelliğinden kale zamanla çökecektir. Tarihin doğayla bütünleşmesinin yanında çok önemli olan ikinci nokta, yapıtların yapılış özelliklerinden dolayı (harç ve dolgu gibi) tekniki olarak eserlerin taşınamamasıdır. Türkiyenin hiç başarılı bir deneyimi olmaması taşıma konusunda şüpheleri daha da arttırmaktadır.
Kültürel miras açısından yine çok önemli olan, binyıllar sonucu Dicle vadisinde kendine çok özgü su ile bir yaşam kültürünün gelişmesidir. Bugün bu kültürü Dicle vadisindeki insanlar yaşatıyor. Bu kültür başka yerde asla var olamaz. Hasankeyf ile Cizre arasındaki Dicle Vadisi en iyi meyvelerin yetiştiği bölge olarak da tanınır. Biz bu ve genel olarak özgün kültürleri korumaktan sorumlu olmalıyız. Kültürel zenginlik ve farklılık toplumlarımız açısından çok önemlidir çünkü kimliği ve belleğidir.
Sosyal boyut ve göç
Ülkemizde yapılan tartışmalarda fazla değinilmeyen en önemli noktalardan biri Ilısu barajın yapılmasıyla oluşacak göç ve sosyal kayıptır. Ilısu barajı öylesine devasa bir projedir ki gerçekleşmesi durumunda Batman, Siirt, Diyarbakır, Mardin ve Şırnak illerinde toplam 199 köy ve Hasankeyf ilçesini etkileyecektir, yani tamamen veya kısmen su altında altında bırakacaktır. Bu 199 köyden 49 köy ise 90li yıllarda uygulanan zorunlu göç politikasından dolayı halen boştur (90lı yıllarda bu bölgede toplam 80 kadar köy boşatılmıştı). 150 yerleşim yerinde toplam 55 bin kadar insan evini ve/veya topraklarını kaybedecektir. Bu sayıları Ilısu barajı inşaa etmek isteyek konsorsiyumun görevlendirdiği şirket Encon Yeniden Yerleşim Eylem Planında (YYEP) belirtmiştir. Bu sayıları ilkbahar 2005de uyguladığı saha çalışmasına (anket dahil) dayandırmıştır. YYEPin açıklamadan önce 78.000 etkilenen insandan bahsedilirken şimdilik 55.000 rakamı önümüze konuldu. Bu rakama köylerinden göçertilen insanlar (23.000) dahil değiller, halbuki bu insanlar halen terk etmek zorunda kaldıkları ev ve özellikle toprakların sahipleridir. Enconun tecrübe, kapasite ve projelere eksik yaklaşımlarından kaynaklı olarak YYEPte çok sayıda sorun yetersiz ve yanlış incelenmiş ve bir çok soruna cevap verilmemiş. Bunlardan en bazı önemli boyutlar şunlardır: Önce belirtilmesi gerekir ki Türkiye yasalarına göre yeniden yerleşim yasasına göre etkilenecek insanların önceki ekonomik-sosyal seviyesi korunması garantilenmiş değil. Bu da yeniden yerleşimi gerçekleştirecek DSİyi çok fazla yükümlülük altına sokmamaktadır. Yasalara göre göç edecek kişi, devlet eliyle yeniden yerleşim ile tazminat alarak kendi eliyle yeniden yerleşim arası seçim yapabilir, ancak koşullar bu hakları sınırlandırabilmektedir. YYEP çerçevesinde yapılan ankete göre Ilısu projenin gerçekleşmesi durumunda etkilenecek insanların % 77'i büyük şehirlere göç edecek ve burdaki sorunları daha ağırlaştıracaktır. Etkilenecek insanların % 23'ü ise yeni yerleşim yerlere gidebileceğini söylemektedir. Göç konusunda en temel sorunlardan biri insanların şehirlerde ve yeni yerleşim yerlerinde nasıl geçinecekleri belli olmamasıdır. YYEPte buna yönelik çok belirsiz ve soyut ifadeler kullanılmış, yani herhangi bir planlama söz konusu değildir. Yeniden yerleşimin öngörüldüğü yerlerde çok sayıda sorun ortaya çıkmaktadır. En başta insanlar yeni konutları için ödemeleri gerekecekleri miktar eski evleri için alacakları miktardan çok daha fazladır (Batmanın kuzeyinde yapılan Batman barajın iki yıl önceki sonucu buydu). Böylece insanlar borçlanacaklardır. Bu durum özellikle Hasankeyf ilçesinde yaşayan yaklaşık 4 bin insan için geçerlidir. Bu yeni yerleşim yerlerinde yeterince ve verimli toprak ile su var mı sorusunu YYEP yüzeysel şekilde ele almış. Öngörülen önemli yerleşim yerlerinden Urfa-Ceylanpınardaki devlet çiftliğidir. YYEPte çok sayıda insanın buraya yerleştirilmesi mümkün olabileceği belirtiliyor. Ancak burası çok uzak olduğu için insanların gelmesi çok sorunludur ve burda diğer hedeflenen yeniden yerleşim yerlerde olduğu gibi geçimin nasıl olacağı belirsizdir. İnsanlar devlet eliyle yeniden yerleşime karar verirlerse nereye gidecekleri konusunda söz hakkına sahip olamayacaklar. Enconun anketinde insanların tercih ettikleri yerlerin bağlayıcılığı yoktur. Tazminat alacak insanlara verilecek tazminat yetersiz olacaktır. Köylü için bir seferliğine verilecek bir miktar çok olacağı gibi gelir. Ancak örneğin bir aileye verilecek 40 veya 70 bin YTL yeni ve sağlıklı bir yerleşim için kesinlikle yetersizdir. Şehirlere göç edip 3-4 yıl içinde bu parayı harcadıktan sonra ellerinde hiçbir şey kalmama tehlikesi çok yüksektir. Başka çok önemli bir sorun toprağın dağılım sorunudur. Göç-Der Diyarbakırın Bismilin etkileneceği 33 köyünde yaptığı alan çalışmasına göre insanların % 56sı işlettikleri toprakların sahipleri olmadığı, yani büyük toprak sahipleri için çalıştığı tespit edilmiştir (Batmanın etkilenen yerlerinde yapılan alan çalışmasına göre bu sayı % 48i bulmaktadır). Böylesine bir toprak sorunun yaşanmasının temel nedenlerinden biri 70lı yıllarda uygulanan toprak reformun devlet tarafından bu bölgede bilinçli şekilde yapılmamasıdır. Topraksız insanlar baraj yapımı durumunda geçim kaynağını kaybedecek ve hiç bir tazminat alamıyacaklar. YYEPte bu kesim için sadece yine soyut ifadelerle mesleki eğitim verileceği belirtilmiş. Bunun ancak nasıl gerçekleştirileceğine dair planlar yoktur ki Dünya Bankası ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün (OECD) kriterlerine göre bunun YYEPte belirtilmesi şarttır. Bu, Ilısu konsorsiyumu çokça yerine getirdiğini iddiasında bulunduğu Dünya Bankası ve OECD standartlarını yerine getirmediği çok sayıda noktalardan biridir. YYEPte geçim kaynağını kaybedecek ve balıkçılık, esnaflık ve ticaretten geçinen insanlara kredi verileceği ifadesi kullanılmıştır. Ancak bunu yapacak bankalar belli değil (hangi teminatları göç eden insanlar verebilecektir?) ve hangi şartlar altında bu kredilerin verileceği yine havada kalmış. Batman ve Diyarbakır gibi kentlere göç edecek insanların sorunlarını çözmek için konsorsiyum veya DSİ belediyelerle ilişkiye geçmemiş ve sorumluluğun olmasına rağmen herhangi bir önlem öngörmemiş. Ilısu projesinin sosyal maliyetleri sorumsuz şekilde belediyelere yüklenilmektedir. 90lı yıllarda zorla yerlerinden edilip Diyarbakır ve Batman gibi bölge kentlerine gelen yüzbinlerce insanların sorunları daha hiç çözülmezken (hükümetler bu konuda bugüne kadar belediyelere herhangi bir yardımda bulunmadılar) gelecek yeni bir göç dalgası kentleri daha da zor duruma sokacaktır. Kentlere göç edecek insanları çok sayıda sosyal, ekonomik ve psikolojik sorunlar bekleyecektir. Kırsal alanda üretici konumda olanlar şimdi kentlerde tüketici konuma düşecekler. Şehirlere gelenler genelde çiftçi oldukları için bu mesleki konumlarından dolayı iş bulamayacaklar, bulurlarsa da en düşük gelirli ağır işlerde çalışacaklardır. Kentlerde işsizlik oranı fiiliyatta en az % 50 oranındadır. Kente gelişin en büyük faturasını kadınlar ödeyecekler. Kırsal alanda kadın da üretimde yer alırken bu durum kentte ortadan kalkacaktır. Kenti tanımayan kadınların dört duvar arası kapanma ihtimali çok yüksektir. Kadınlar uyum ve dil sorunundan dolayı kentteki sosyal yaşama neredeyse hiç katılamayacaklardır. Kadınların yanında çocuklar da büyük risk grubuna girmektedir. Kırsal alanlarda çocuklar günlerini dışarda sorunsuz şekilde geçirirken, kentlerde zor yaşam şartlarından dolayı sokaktaki hırsızlık, balicilik ve çetecilik risklerine açık konuma geliyorlar. Aileler bu riskin pek bilincinde olmadıkları için önlem alma durumları da pek beklenmemektedir. Baraj projesinden etkilenecek insanlar konsorsiyum veya DSİ tarafından hemen hiç bilgilendirilmemiş. 2005 ilkbaharında yapılan Encon anketinde anketörler önlerine konulan soruları sormuş ama insanlardan gelen sorulara cevap olamamıştır. DSİnin sorumluluğu etkilenecek insanları hakları, alacakları tazminat ve yeniden yerleşecek yerler hakkında detaylı bilgilendirmektir. Bunun çok sınırsız yapıldığı ve insanların proje hakkında pek bilgileri olmadığı Göç-Der tarafından yapılan iki ankette de ortaya çıkmıştır. Encon şirketi tarafından yapılan anketi insanların bir çoğu onur kırıcı bulmuş, asıl sorunlardan ziyade Günde kaç zeytin yiyorsunuz? gibi çok detaylı sorular sorulmuş. Yine evleri veya toprakları için ne kadar tazminat istedikleri sorulmuş, yorumsuz bir şekilde belirtilen rakam not edilmiş ve bunun kabul edilebilirliği çok yüksek olduğu imajı verilmiştir. Ankette ana sorun olması gereken Ilısu baraj projesinin yapılmasını istiyormusunuzsorusu doğrudan insanlara yöneltilmemiş. Bazı yönlendirici sorulara verilen cevaplar (daha iyi yaşam koşulları istenilmesi yönünde sorular) projeye onay verilir sonucu çıkarılmış. Proje alanı içinde yaşayan halk üzerine güvenilir sayısal, demografik ve sosyo-ekonomik veri sağlamak, bütün Yeniden Yerleşim Eylem Planlarının sağlamak zorunda olduğu bir ön koşuldur. Aslında, bu verilerden herhangi birinin eksikliği tek başına yapılan tüm stratejileri, bütçe hesaplarını ve öngörülen yasal uygulamaları başarısız ve geçersiz kılmak için yeterlidir. YYEP bu bilgilerin eksikliğini açıkça belirtmekte, bu sebeple daha kapsamlı alan araştırması yapmak zorunda kaldıklarını bile söylemektedir. 33 gün süren Enconun alan araştırması bu kadar büyük bir alanda kapsamlı ve detaylı bilgi toplamak için kesinlikle yetersizdir. YYEPi yazanların 199 etkilenen yerleşim biriminin 95i hakkında ne DPT ne de DSİ kaynaklı hiçbir nüfus verisine sahip olmadığı, bu 95 birimden 24ü hakkında yapılan alan araştırması sonucu da hiçbir veriye ulaşamadıkları görülmekte. Türk kanunlarına göre yerleşim birimlerinden göç edenler de etkilenen nüfus sayıldığı halde, alan araştırması sonucu bu nüfusun ancak % 32sine ulaşılabildiği YYEPte belirtilmiştir. Alanda boşaltılmış köyler olması dolayısıyla bu konuda kısa sürede sağlıklı veriye ulaşmak da imkansız olduğu ortadadır. Sadece Yeniden Yerleşim için gereken bütçe, rakamlar olduğundan düşük gösterildiği halde, 928 milyon Dollardır. Ilisu Konsorsiyumu bunun sadece 25 milyon dolarlık kısmı için kendisini sorumlu görmektedir. Bu da Planın sürdürülebilirliği ve gerçekçiliği konusunda ciddi şüpheler uyandırmaktadır. Sonuçta yapılacağı ümit edilen (çünkü Planın yasal bağlayıcılığı yoktur) adımların çoğu devlet kurum ve kuruluşlarının vs. sorumluluğuna bırakılmıştır. Hükümetin bütçesinde ise yeniden yerleşim için öngörülen miktar son yıllarda 100 milyon dolları ancak bulabilmektedir, bu da kesinlikle yeterli olmayacaktır. En temel sorunlardan biri insan haklarının çok sınırlı olduğu bir bölgede böylesine böyle bir büyük projenin nasıl gerçekleştirilmek istendiğidir. 90lı yıllarda uygulanan sistematik devlet ve güvenlik politikası sonucu Ilısu bölgesinde 199 köyden en az 80 köyün zorla boşaltılması ile sonuçlanmıştır. Göç ettirilen insanlar büyük şehirlerde yoksul yaşam sürdürmektedir ve bugüne kadar herhangi bir tazminat almış değillerdir. Köyleri boşaltılmayan ve köylerinde yaşayan insanlar halen devlet ve askeri şahıslara karşı çok çekingen ve korkulu davranmakta ve genel olarak hakkını aramamaktadır. Bundan dolayı da Ilısu projesi çerçevesinde haklarının peişne pek düşmemektedir. Yeni çıkarılan terörden doğan zararların karşılaması yasası da çok ağır, yanlışlıklarla dolu ve yetersiz tazminatlarla uygulanmaktadır. 2006 ve 2007 yıllarında Kürt sorunun çözümsüzlüğünden dolayı şiddet yeniden artış göstermektedir. Bu durum insan hakları ihlalin bölgemizde artmasına neden olmaktadır. Şiddet ortamın geliştiği bir anda Ilısu projesini gerçekleştirmek de kesinlikle yanlış bir adımdır.
Kısacası Ilısu barajı büün bir bölge için sosyal bir faciyaya neden olacaktır. Sağlıklı bir yeniden yerleşimin (göçün) mevcut yasalar, pratik, yaklaşım ve mantıkla yapılacağı mümkün olmayacaktır.
Ilısu barajın Çevreye olan etkileri
Ilısu projesi sonucu oluşacak baraj gölün çevreye vereceği zarar çok ileri boyutta olacaktır. Ilısu barajı oluşturacağı büyük gölün (313 km2), bugün Dicle havzasında ciddi araştırmalar yapılmadığı için nasıl zengin ve kompleks bir ekosistemi su altında bırakacağı konusunda pek bilgi sahibi olamıyacağız. Bir çok çevre kuruluşuna göre Dicle vadisi bölgenin ekolojisi, flora ve faunası açısından birinci derecede önemlidir. Bu önemi burayı gezen her insan da anında anlayabilecektir.
Bölgemizin iki önemli nehir sisteminden biri olan Fıratın, kaynağa yakın noktadan başlayarak ülkemiz sınırları içindeki bölümleri beş proje sonucu 1975-2000 yılları arasında tamamen baraj göllerine dönüşmüştür. Fırat üzerindeki barajların yapımı sürecinde ve sonrasında yöredeki doğal hayatın nasıl etkileneceği o dönemde yeterince sorgulanmamış, GAPın ekonomik ve mühendislikle ilgili boyutları çevresel boyutunu adeta perdelemiştir. Dolayısıyla örneğin, Fırata özgü fauna ve flora elemanlarından hangi değerlerin ne oranda kaybedildiği artık bilinememektedir. Dicle ve Fırat nehirleri, jeolojik tarihleri itibariyle birçok ortak özelliklerinden dolayı aynı su sisteminin öğeleri olarak ele alınmaktadır. Bu nedenle, Fırat üzerindeki barajlarla kaybedilen yaşam formlarından bazıları hâlen Diclede temsil edilmektedir. Barajların canlılar ve yaşadıkları çevre üzerine etkileri çok yönlüdür. Bu etkiler, baraj göllerinin karasal alanları işgal ederek buralarda yaşayan canlıların yaşam alanlarını (habitatlarını) yok etmesiyle sınırlı kalmamaktadır. Akarsu sistemleri barajlarla büyük durgun su birikintilerine dönüşmekte, akarsuya uyum sağlamış bitki ve hayvan türleri, genellikle artık tutunamayarak ya ani bir şekilde ya da zaman içerisinde yavaş yavaş azalarak yok olmakta; bunların yerini kısmen, derin ve durgun sulara uygun özellikler gösteren ve çoğunlukla daha yaygın olan türler almaktadır. Baraj gölleri doğal kıyıları tamamen tahrip etmekte; su düzeyinin istikrarsız ve değişken olması nedeniyle, büyük öneme sahip doğal kıyı şeritlerindeki bitki ve hayvan yaşamı artık desteklenmemektedir. Oysa su ve kara sınırında yer alan bu alanlardaki sığ bölgeler, sazlık ve çalılık gibi sık bitki örtüsü ve yumurtlama/yuvalanma alanları oluşturmasıyla özellikle böcekler, çeşitli omurgasız hayvanlar, dolayısıyla, bunlarla beslenen kuş, amfibi ve sürüngenler için büyük yaşamsal önemi olan kesimlerdir. Canlı populasyonları (nüfüsları), biribirleriyle gen alışverişinde bulunabilen türdeş bireylerden oluşur. Nehirlerde yaşayan türleri bekleyen en önemli tehlikelerden biri, barajlarla, populasyonların birbiriyle bağlantı olanağını yitirmiş daha küçük populasyonlara bölünmesidir. Küçülen populasyonlarda üreme, beslenme, korunma gibi biyolojik işlevlerin aksadığı, genetik çeşitliliğin hızla azaldığı ve populasyonların zamanla, önlenemez biçimde yok oluşa sürüklendiği daha önce yaşanmış birçok örnekten bilinmektedir. Yalnızca Hasankeyf ilçesi ve 12 kmlik uzunluğunda batı çevresini kapsayan bölgenin kuşları, yakın yıllarda araştırılmış, yalnızca bu araştırma kapsamında yörede 123 kuş türü gözlenmiştir (Kılıç ve ark. 2002, Batman-Hasankeyf Avifaunası.- Dicle Üniversitesi Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü). Bölgede ayrıca, başka araştırmacılarca belirlenmiş ya da daha sonraki dönemlerde gözlenmiş kuş türlerinin varlığı da bilinmektedir. Barajların çevresel etkileri bunlarla sınırlı olmayıp, yeraltı suyunun çekilmesi, aşağı kesimlerdeki nehir yataklarının bozulması ve su akışının istikrarsızlığı gibi nedenlerle nehir adalarının yok olması, sulu tarımın yaygınlaşmasıyla karasal bölgelerde ani habitat ve iklim değişimlerinin ortaya çıkması gibi daha nice olumsuz etkiler sayılabilir.
Planlamaya göre 2013 yılında Ilısu projesi tamamlanıp su tutulacak. Ancak o zamana kadar Ilısu baraj gölü çevresindeki yerleşim yerlerinde arıtma tesisleri sınırlı oranda faaliyette olacaklardır. Bugün sadece Diyarbakırın mekanik atık su arıtma tesisi vardır. Asıl önemli olan biolojik ve kimyasal aşamalardır ki ötrefikasyon (atık sular sonucu oksijenin azalmasıyla baraj gölündeki canlıların bir nevi yok olması) yaşanmasın. Planlanan baraj bir defa ötrefikasyon yaşandı mı onun temizlenmesi ve hayat bulması imkansızdır ki bunu Ilısu konsorsiyumu da raporlarında belirtmektedir. DİSKİnin (Diyarbakır Su Kanalizasyon İşletmesi) verdiği bilgiye göre bunun 2013 yıla yetişmesi çok zor görünüyor. Aynı şekilde Batmanda 2013 yılına kadar büyük ihtimalle sadece mekanik arıtma yapılacaktır, biolojik arıtma ise çok zor görünüyordur. Aynısı Şiirt için de sözkonusudur. Dicleye atık sularını akıtan Bismil ve Silvan gibi daha küşük şehirlerde ise herhangi arıtma tesisi kurulma planlanması yoktur ve bu da ciddi bir tehlike olarak önümüzde durmaktadır. Diclenin su kalitesi açısından çoğu zaman gözardı edilen başka çok önemli bir nokta sulu tarım alanlarından Dicleye verilen atık sudur. Bu tarım alanlarından giderek artan miktarda atık su nehre akıtılmaktadır; bu miktar sulamanın Diyarbakır ovasında yaygınlaşmasından sonra asıl olarak artması beklenmektedir. Bu atık su tek başına planlanan baraj gölün ötrefikasyonuna neden olabilmektedir. Bu sorunu Ilısu konsorsiyumu ve DSİ hazırlanan planlarda hiç dikkate almamaktadır, sadece büyük şehirlerde kurulacak çok aşamalı atık su arıtma tesislerle bu sorunu haledeceğı sanmaktadırlar ki bu büyük yanılma olacaktır.
Su kalitesinin ciddi olarak düşmesi ile nem oranının hissedilir şekilde artması sonucu (tropikal) hastalıklar yaygınlaşacak ve baraj gölü yakınında ve uzağında da (özellikle Batman, Bismil, Hasankeyf şehirleri açısından) yaşayacak halk için son derece tehlikeli bir durum ortaya çıkarmaktadır. Atık suların aktığı durağan gölün kıyı bölgelerinde ve suyun zaman zaman geri çekilmesi sonucu biyolojik ve kimyasal atıklarla kaplanmış büyük alanların çok sayıda tehlikeli hastalık taşıyabilecek böcek ve (sivri-)sinek türemesine neden olacaktır. Bu durum enfeksiyöz hastalıkların bir kaç yılda yaygınlaşmasını birlikte getirmektedir. Bu nedenlerle Hepatit A, Salmonella, Para-Tifo, Amipli Dizanteri gibi etkenler Fırat nehri etrafındaki bölgede olduğu gibi çok sayıda hastalığa neden olabilecektir. Bu tehlike; kirlenen nehirlerden ya da barajlardan su kullanan yerleşim yerleri veya insanlarda özellikle geçerlidir.
Yukarıda bahsettiğimiz nedenlerden dolayı Diclede balık çeşitlerinde ciddi azalma getirecek. Su kalitesi belli bir seviyede tutulabilse, yukardaki genel belirlemede dile getirildiği gibi bir kaç balık çeşiti yaygınlaşacaktır. Konsorsiyumun insanlara dediği yalanlardan biri bu noktadır. Planlanan baraj gölün kalitesi çok düşük olacağı için bu tür balıklar yaşayamayacaktır. Göle bırakılacak balıklar en kısa sürede yok olacak veya çok azalacak ve bunun sonucu balıkçılıktan geçim olanağı söz konusu olmayacaktır.
Yine başka önemli bir boyut Ilısu barajın pik zamanlarda ağırlıklı kullanılmasıdır, yani enerjiye en çok ihtiyaç olduğu sabah ve akşamlar. Bunun birinci sonucu, baraj gölü seviyesinin günde iki defa gözle görülür şekilde inip çıkmasıdır. İkinci ve daha ağır sonuç ise baraj gövdesinin aşağısındaki nehirde suyun bu şekilde aniden ve yüksek miktarda bırakılması ile 7 metreye kadar varan bir dalganın oluşmasıdır. Barajın alt kısımlarındaki bölgede hiç bir varlık hayat bulamıyacaktır, tüm varlıklar dalgayla yok olacaktır.
Ilısu barajın bir çok diğer baraj gibi en önemli sorunlarından biri en fazla 50 yıl ekonomik çalışma durumudur. Bunun nedeni Ilısu baraj gölüne yüksek miktarda sediment (kum, toru vs.) bölgenin semi-arid olmasından ve bölgenin son on yıllarda ormansızlaştırılmasından da kaynaklı akmasıdır. Baraj gölüne akacak sedimentin % 95e kadar bir oranda tutulacaktır. ÇED raporundaki bilgilere dayanarak baraj gölüne gelen sedimentte geniş varyasyondan dolayı baraj gölün kapasitesi kısa sürede kaybedilebilinmektedir. Kapasitenin kaybedilmesi sonucu ne Ilısu HESi ekonomik çalışabilmektedir ne de ileri aşamada planlanan Cizre barajı sulama fonksiyonunu yerine getirebilmesidir. Burda şunun sormanın haklılığı vardır: 50 yıl enerji için bu kadar kayıp göze alınır mı? Yani çok önemli doğal kaynaklarımızı kısa vadeli çözümler için yok etmenin mantığı nerdedir?
Bunların dışında önümüzde duran çok önemli ve cevaplandırılmamış şu soru durmaktadır: Niye on baraj yeri alternatifi arasında Ilısu seçilmiştir? ÇED raporuna göre baraj ucuza mal edebilmeye elverişli ve Ilısu, geçirimsiz kiltaşlarından oluşan Germav Formasyonunun yüze çıktığı bir alanda yer almaktaymış. Yine bu nedenle gerçekten de baraj yerinde büyük geçirimsizleştirme uygulamaları yapılması gerekmeyecekmiş. Ancak, 313 km2lik baraj yerinin önemli bir bölümünde Midyat Kireçtaşları yüzeylemektedir. Dahası, bu kireçtaşları doğu-batı uzanımlı eksenler çevresinde kıvrımlar boyunca havzanın dışına da uzanmaktadır. Yalnızca jeoloji haritası boyutunda bakıldığında baraj gölü su tutmaya başladığında Midyat Kireçtaşı içinden doğuya, Şırnak yönünde havza dışına su kaçma olasılığının yüksek olduğu görülmektedir. Üstelik sözü edilen faylar karst gelişimini ve yeraltısuyu hareketini kolaylaştırıcı birer yol olarak bunu şiddetlendirebilecektir. Bu gerçekleşirse, baraj gölünde su tutulabilmesi ve kireçtaşının geçirimsizleştirilmesi için çok geniş alanlarda önlemler alınması, bir anlamda büyük yeraltı barajları kurulması gerekebilir. O zaman, çok büyük gövdeli bir baraj inşa etmeyi göze alınarak kaçınıldığı sanılan sorun daha büyük ölçüde yine projenin önüne dikilir. Kuşkusuz bundan en çok yararlanacak olanlar, yeni ve büyük iş kalemlerini yapacak olan yükleniciler olacaktır.
Siyasal sorunların artışı riski
Ilısu baraj gölün kapasitesi 10.4 milyar m3dir (10.4 km3). Dicle havzasında yapılması planlanan diğer barajlarla kapasite 20.5 milyar m3e çıkacaktır. Diclenin yıllık akış miktarı Türkiye-Irak sınırında 17 milyar m3dir. Yani baraj göllerin kapasitesi bir yıldan fazla akan su miktarına denk geliyor. Türkiye halen sınırları aşan nehirler için yapılmış bazı uluslararası antlaşma/konvansiyonlara (örneğin: 1992 yılında hazırlanan sınırları aşan nehir ve uluslar arası göllerin korunması ve kullanımı UN-ECE Konvansiyonu veya BMin 1997 yılından sınırları aşan taşımacılık niteliği olmayan nehirler Konvansiyonu) imza atmamıştır. Türkiye Ilısu barajından dolayı Süriye ve Irak ile herhangi antlaşmaya gitmemiştir, sadece iki-üç defa 2006/2007 yıllarında teknik düzeyde bir mutabakata varılmadan görüşmeler olmuştur. Asıl sorun Türkiye, Irak ve Süriye arası Dicle ve Fırat havzasını kapsayan bir anlaşmanın olmamasıdır. Bu üç ülke tüm ihtiyaçları, bin yıllardır uygulanan su kullanımını, sürdürebilirliği ve ekolojik ihtiyaçları da gözeterek bir anlaşmaya gitmelidir. Türkiye kadar Irak ve Süriye sorumlu davranıp hareket etmesi önemlidir. Böylesi bir anlaşma üç ülke arası siyasi sorunları da azaltacaktir.
Alternatifler
Ilısu barajına alternatif projeler hükümet tarafından ciddi bir şekilde araştırılıp ortaya konulmuyor. Bildiğimiz gibi Ilısu barajı enerji üretimi için amaçlanmıştır. Bugünkü teknoloji, bilgi ve gelinen araştırma seviyesi, enerji üretimi için çok sayıda alternatif sunuyor. Bunların arasında yenilenebilinir güneş, rüzgar, jeotermal ve biogas enerjileri bulunmaktadır ki Türkiyenin bir çok yeri bu enerji türleri için çok uygundur. İlk olarak yapılması gereken ise elektrik hatların onarılmasıdır. Türkiyedeki resmi enerji kayıp miktarı olan % 23, OECD ortalaması olan % 6a doğru çekilirse, Ilısu için düşünülen yatırım maliyetiyle (2.0 Milyar Euro), üretilmesi planlanan enerjiden daha fazla elektrik enerjisi tasarufu mümkündür (hatta 2-3 mislisinde bile bahsediliriz). Bunun yapılması teknik olarak herhangi bir zorluk ifade etmemektedir. Rüzgar enerjisi artık ucuz bir şekilde kurulabilinmektedir. Bölgemizde (örneğin Diyarbakır-Urfa-Mardin üçgeninde) çok uygun rüzgar koridorları bulunmaktadır. Yine sürekli rüzgarın olduğu yükseklikler vardır. Türkiyenin çoğu yeri (Çanakkale, Karadeniz dağları vs.) rüzgar enerjisine çok uygundur. Rüzgar enerjisiyle bir çok bölgede ciddi ihtiyaçlar karşılanabilmektedir. Güneş enerjisi pahalı olsa da şimdiden planlaması yapılmalıdır. İleride bu enerji türünde yatırım maliyeti düşmesi beklenmelidir. Türkiyenin gelecek yıllarda enerji sıkıntıs yaşamayacağına göre bu düşünülmelidir. Yine mesken yerleri, sanayi ve tarım sektörü enerjiyi daha tasaruflu kullanması gerekmektedir ki bu konuda ciddi bir potansiyelin olduğunu düşünüyoruz. Bölgemizin (özellikle Van ili) üç Ilısu barajına denk gelen jeotermal potansiyeli mevcuttur. Bu enerji türünü kullanmak büyük bir zorluk teşkil etmemektedir. Bölgemizde bir çok barajın az kapasiteyle çalıştığına dair sürekli haber alıyoruz. Bir çok baraj eksik kapasiteyle çalıştığına göre yeni barajlardan elde edilmesi planlanan enerjiye gerçekten ihtiyaç var mı sorusunu getiriyor. Bu noktada hükümet ve konsoriyumun dile getirdiği Türkiyenin yıllık enerji ihtiyacı % 8 artmaktadır ve kalkınma için çok enerjiye ihtiyaç vardır belirlemesine şüpheyle bakılmalıdır. Yıllık enerji kullanımı daha doğru bakılırsa % 6 artmaktadır. Bu oranın önümüzdeki yıllarda bu şekilde artacağı da sorgulanmalıdır (bu uygulanan politikalara da bağlıdır). Ülkemize ihtiyaç olan enerji ve bu çerçevede baraj/HES politikasının temel olarak gözden geçirilmesidir.
Hükümet ve konsorsiyum enerjinin yanında bölgesel kalkınmayı argüman olarak da sürekli dile getiriyor. Belirtilenlere bakılırsa bölgeye doğrudan 150-200 Milyon Euro yatırım yapılıyor ve 7 ile 10 bin araıs insana iş alanı yaratılıyormuş, bundan da 80 bin insan faydalanıyormuş. Daha doğru bakarsak ve resmi raporları incelersek şu ortaya çıkıyor: Ilısu projesinde 7 yıl boyunca her yıl ortalama 2315 kişiye iş sahası yaratılıyor (sadece 2 yıl 3500 civarı insan iş buluyor). Dolaylı olarak da 1000 kiliye ancak iş çıkar. İnşaat süresi bittikten bu insanlar yine işsiz olacak ve ancak 150 civarı insan barajda çalıştırılacak, bunların bir kısmı da dışardan gelen teknik eleman olacak. Yani uzun vadeli ancak bu kadar insana iş imkanı yaratılıyor! Eğer hükümet bölgemizin sosyo-ekonomik kalkınmasını düşünüyorsa, yerel güçleri dahil ederek bunu planlayıp gerçekleştirebilir. Bir önerimiz Ilısu proje giderlerin bir kısmı (toplam 2,0 Milyon Euro) bölgesel kültür ve doğa turizmine yatırmasıdır (sürdürebilir ve doğal ve kültürel varlıkları koruyacak şekilde olması önemlidir). Kesinlikle inaniyoruz ki bu yolla sosyal, kültürel ve ekolojik kayıp olmadan bölgesel kalkınmaya ciddi oranda hizmet edilecek, Ilısu projesinden çok daha fazla iş alanı uzun vadeli yaratılacak (aslında Ilısu yeni iş alanı yaratmıyor, yaratacağı geçici iş sahası karşılığında daha fazla iş yeri yok ediliyor) ve ülke ekonomisine girdisi Ilısu projesi için öngörülenin en az 2 katı olacaktır. Başka önerimiz 90lı yıllarda çatışmalı süreçte ciddi zarar gören hayvancılığı yeniden geliştirmesidir. Bölgemizin dağları daha önce en büyük hayvan sürülerini barındırıyordu. Yine köylerinden göç ettirilen insanlara tazminat verilip köylerine yerleşim imkanı sunulursa bu bölge ekonomisine hissedilir bir katısı olacaktır. Daha sunulacak öneriler çoktur, ancak şunu da diyebiliriz: Ilısu projesi yapılmazsa bile bu bile bölge insanı, doğası ve kültürü için projenin uygulanmasından daha yararlı olacaktır.
Özet
Dicle nehri üzerinde kurulması planlanan Ilisu barajının neden olacağı olumsuz etkileri toparlarsak şunları belirtebiliriz: - Başta insanlığın ortak mirası olan en az 9 bin yıllık antik kent Hasankeyf olmak üzere, Dicle vadisindeki yüzlerce arkeolojik sit alanları ve çok sayıda kültürel değerler su altında kalacaktır. - Onbinlerce insan (78.000 kadar insan) Ilısu barajı projesinden dolayı yerinden göç ettirilip kentlerde ekonomik, sosyal ve psikolojik sorunları arttıracaktır. - Bölgemiz açısından çok büyük değeri olan Dicle vadisinin zengin bitki örtüsü ve canlı varlıkları yok olacaktır. - Bölgedeki diğer baraj projelerinden de görüldüğü gibi bölgemizin ekonomik ve sosyal yaşamına olumlu bir etkisi beklenmemektedir. Doğrudan ve dolaylı etkilenecek olan ve asıl söz sahibi olması gereken Ilısu baraj alanı halkı ve bölge halkının (paydaşlar), hiçbir şekilde onayına başvurulmadan Ilısu barajı projesi gerçekleştirilmek istenmektedir. Bu gerekçelerden dolayı, Ilısu barajı projesinin bir an önce durdurularak bölge insanının sosyo-ekonomik standartlarını yükseltecek, kültürel mirasını ve doğal güzelliklerini koruyacak, bölge insanının da dahil olacağı alternatif projeler geliştirilmelidir.
Ilısuya karşı kampanya
5 Ocak 2006 tarihinde Ilısu projesinin etkilediği illerden çok sayıda sivil toplum kuruluşu, belediyeler, mesleki kuruluşlar ve sendikalar bir araya gelerek Hasankeyfi Yaşatma Girişimini kurdular. Bugün 72 üye kuruluştan oluşan girişim, toplumun tüm kesimlerinden destek görmektedir. Girişim bugüne kadar çok sayıda etkinlikler (bazı örnekler: Şubat 2006da sempozyum, 4-5 Ağustos 2006da temel atma törenini protesto konseri, Mart 2007de Hasankeyf Umut ve Dayanışma Parkının açılışı, 20 Mayıs 2007de Hasankeyfe yürüyüş, değişik tarihlerde Hasankeyfte basın açıklamları) düzenledi ve projeyi inceleyerek tüm boyutları işleyen raporlar hazırladı ve hazırlattı. Girişim Türkiyede ve uluslararası çapta değişik kuruluşlarla ilişki kurarak değişik çevreleri de kampanyalara dahil etti.
Hasankeyfi Yaşatma Girişimi, 27.09.2007 http//:www.hasankeyfgirisimi.com, email: hasankeyfgirisimi@gmail.com
Kaynaklar:
[1] Ahunbay, Zeynep, Prof.; Preservation Of Hasankeyf / A Site Threatened By Ilisu Dam Project; İstanbul Üniversitesi [2] Batman Göç Edenler Sosyal Yardımlaşma Ve Kültür Derneği; Ilısu Barajı Sonucu Etkilenecek Batmana Bağlı İlçe Ve Köylerindeki Anket Saha Çalışması Raporu; Mart 2006 [3] Biricik, Murat; Ilısu Barajının Neden Olacağı Çevresel Etkiler; Diyarbakır Çevre Gönüllüleri Derneği (ÇevGön); Haziran 2006 [4] Cernea, Michael M., Prof.; Comments on the Resettlement Action Plan for the Ilisu Dam and HEPP Project; Şubat 2006 [5] Dicle Üniversitesi; Ilısu Barajı Ve Hesnin Çok Yönlü Olarak Değerlendirilmesi; Yrd.Doç.Dr. Bilal Gümüş (Komisyon Başkan); Yrd.Doç.Dr. Neslihan Dalkılıç (Üye); Yrd.Doç.Dr. Z. Fuat Toprak (Üye); Haziran 2006 [6] Diyarbakır Göç Edenler Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği (GÖÇ-DER); Diyarbakırın Bismil İlçesinde Ilısu Barajı Sonucu Etkilenecek Köylerde Yapılan Alan Çalışması Raporu, Mart 2006 [7] DSİ, Encon; Yeniden Yerleşim Eylem Planı (YYEP); Kasım 2005 [8] Eawag Aquatic Research; Independent review of the Environmental Impacts Assessment Report (EIAR) 2005 on the future Ilisu Dam (Turkey); Şubat 2006 [9] Ilısu Çevre Grubu; Çevre Etki Değerlendirme Rapor (ÇEDR), Kasım 2005 [10] İnsan Hakları Derneği, Diyarbakır Şubesi; 28 Mart 2006 Tarihindediyarbakır'daki Cenaze Töreni Sonrası Gerçekleşen Hak İhlallerini; Nisan 2006 [11] Işık, Uğur; Hidroelektrik Santralleri Adına Yapılan Baraj Gölleri Ve Sağlığa Etkileri; Diyarbakır Tabip Odası Genel Sekreteri; Ağustos 2006 [12] Kaya, Meral; 03.02.2006 Tarihli Ilısu Konsorsiyumu Proje Koordinatörü İmzalı Yazıda Belirtilen Hususlara Verilen Cevaplarımız; Hasankeyfi Yaşatma Girişimi; Şubat 2006 [13] Öngür, Tahir; Ilısu Barajı Kusurlu Bir Projedir; Jeoloji Mühendisi Odası İstanbul; Nisan 2006 [14] Philip Williams & Associates, Ltd.; A Review Of The Hydrologic And Geomorphic Impacts Of The Proposed Ilisu Dam; Şubat 2006 [15] Tüzün, Nedim; Ilısu Barajının Bölge Ve Türkiye Enerji Politikalarındaki Yeri Ve Durumu; Elektrik Mühendisleri Odası, Diyarbakir; Şubat 2006 [16] WEED; Ilısu barajın planlanma ve yapımı konusunda ilgili uluslar arası kriter ve konvansiyonlar; Mayıs 2006
|