ILISU BARAJINI DURDURALIM - HASANKEYF VE DICLE VADiSINI KURTARALIM

Hasankeyf‘i Yaşatma Girişimi‘nin Internet sitesine hoşgeldiniz...

Yeni Şafak: Çevreciler Hasankeyf‘i niye savunuyorlarmış? (03.12.2007)

kduzgoren@yenisafak.com.tr

 

Çevreciler Hasankeyf'i niye savunuyorlarmış?

 

Eğer herhangi biri size yukardaki soruyu yöneltse ne yaparsınız? Hasankeyf adı verilen yörenin nasıl bir yer olduğunu ve orada devletin Ilısu isimli bir hidroelektrik santrali yapacağını biliyorsanız bu soruyu soranın "abesle iştigal" ettiğine karar verebilirsiniz.

Bugün artık Dicle'nin en önemli kollarından biri olan Ilısu nehri üzerinde Hasankeyf mevkiinde yapılmakta olan barajın bu yöredeki on bin yıllık kalıntıları ve eşi bulunmaz doğal güzellikleri yok edeceğini bilmeyen kalmadı.

Bu projenin yer seçiminin yanlış olduğu, tarihi, çevreyi ve doğayı hiç hesaba katmadığı ve projenin Dünya Bankası'nın uluslararası baraj yapım standartlarına aykırı olduğu konunun ulusal ve uluslararası uzmanları tarafından tesbit edilmiş bulunuyor

Türkiye'deki çevreciler, barajın yapımından zarar görecek yöre halkı ile uluslararası çevreci hareketlerin mücadeleleri barajın yapımına katılacak olan yabancı devletleri ve şirketleri etkiledi.

Bu sayede barajın yapımı için biraraya gelen yabancı şirketler grubunu oluşturan şirketler birer birer projeden çekildiler. Çünkü bu proje uluslararası anlayışlar açısından etik bir proje değildi. Çünkü günümüzde uluslararası örgütler ve uluslararası kamuoyu artık insan haklarının savunulmasında olduğu gibi, tarihi ve doğal çevrenin katledildiği ve insanların yerleşim haklarının korunması gerektiği durumlara da müdahale edebiliyor.

Bu gibi projelerin yapılmaması, yapılanların engellenmesi için bazı mekanizmaların çalıştırılması söz konusu olabiliyor.

Dünya Bankası standartları sadece Ilısu Barajı'nda gündeme gelmedi. Brezilya'da, Çin'de, Mısır'da ve daha birçok ülkede yöre halkının yaşam ve gelişmesini tehdit eden, dünya varlığı sayılabilecek tarihi ve doğal çevreyi acımasızca katletme ihtimali olan projelerin bir kısmı engellendi. Bir kısmında projeler değiştirildi.

Aynı şey Ilısu Barajı'nda oldu.

İlk İnşaat topluluğunun kredi desteği alamaması üzerine baraj inşaatına başlanamadı. Türkiye bunun üzerine dünya standartlarına uymak amacıyla yeni çalışmalar yaptı. Yöre insanının haklarını dikkate almak, çevreyi korumak için değişiklikler gerçekleştirmek zorunda kaldı.

Ama bizim bürokratlar bir konuda asla geri adım atmadılar. Barajın ne yerini ne de su seviyesini değiştirmeye yanaşmadılar.

Bu, Hasankeyf'in tarihi ve doğal çevresinin yok olmasına göz yummak anlamı taşıyordu.

Bunun yerine Hasankeyf'teki tarihi eserlerin bir kısmının başka bir yere nakledilerek açık hava müzesi yapılması için bir proje hazırlattılar.

Bunun bir yalan olduğunu, Hasankeyf'in asla bir yere taşınamıyacağını bildikleri halde bu yalana politikacıları da alet ettiler.

AKP yetkilileri de bu barajın yapımından vazgeçtiklerini halka ilan ettiklerinden bir yıl sonra, başta Başbakan Erdoğan olmak üzere aynı gerekçelerle barajın inşaatına yeniden başlanmasına razı oldular.

Yeni bir şirketler grubu oluştu ve Hasankeyf'i yok edecek barajın inşaatı devam ediyor.

Bunun tarihi sorumluluğu elbette ki AKP hükümetlerine ait olacak.

Şimdi bunu bir tarafa bırakıp gelelim yukardaki soruya.

Bu yazıyı yazmadan önce televizyon kanallarından birinde Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'i gördüm. Bir pazar programının konuğuydu.

Söz PKK'nın terör eylemlerine ve sınırötesi operasyonlara gelmişti.

Bakan, PKK eylemleriyle ilgili müthiş bir buluşunu spikerle paylaşıyordu.

Baraj yapımlarıyla PKK eylemleri arasında bir irtibat kuruyor ve şöyle diyordu:

"1984'de Atatürk Barajı'nın yapımına giriştiğimiz sırada PKK ilk eylemlerine başladı. Bazı Arap ülkeleri Türkiye'nin bu boyutta baraj yapmasını istemiyorlardı.

Şimdi de dikkat edin, biz Ilısu Barajını yapmaya karar verdik (İnşaatı yeniden başlatmaya karar verdik demek istiyor) bu sefer de yeniden eylemlerine başladılar. Bu kanlı olaylar başladı."

Zehir hafiyeliğin böylesi herhalde hiç görülmedi.

Bildiğiniz gibi Türkiye herşeye rağmen Atatürk Barajı'nı da başka barajları da yaptı, ama PKK'nın eylemleri 23 yıl boyunca –birkaç yıllık durgunluk dışında- de devam etti.

Buna rağmen bakan bey bir kalemde Hasankeyf'i, yani bu ülkenin tarihi ve doğal değerlerini savunan yöre insanlarını, çevrecilerini ve ülke varlıklarının talan edilmesine karşı çıkan herkesi bir kalemde harcayıverdi.

Eski komutanlar ve hatta muvazzaflar bile artık PKK ve Kürt meselesini bu kadar basite indirgemiyor.

Ama Çiçek bu... Türkiye'nin meselelerinin tartışılmasını isteyen insanlarına, nasıl 'Hain' damgası vurduysa şimdi de çevrecilere kara çalıyor.

Ey çevreciler, bu ülkenin değerlerini, doğal varlıklarını korumaya çalışanlar neredesiniz?

Bu adama hakettiği cevabı herhalde vereceksiniz.