ILISU BARAJINI DURDURALIM - HASANKEYF VE DİCLE VADİSİNİ KURTARALIM!

Hasankeyf‘i Yaşatma Girişimi‘nin Internet sitesine hoşgeldiniz...

Girişimimizden Almanya, Avusturya ve İsviçre hükümetlerine açık mektup (10.06.2009)

Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi

Istasyon Cad., Sümerpark Kampüsü, YG 21 Ev

Yenisehir-Diyarbakir

Türkiye

Fax: 0090-412 226 3065

http://www.hasankeyfgirisimi.com

email: hasankeyfgirisimi@gmail.com

 

 

1)

Sn. Heidi Wieczorek-Zeul

Ekonomik Dayanışma ve Kalkınma Bakanı

Federal Almanya Cumhuriyeti

 

Sn. Karl-Theodor Freiherr zu Guttenberg

Ekonomi ve Teknoloji Bakanı

Federal Almanya Cumhuriyeti

 

Sn. Frank-Walter Steinmeier

Dışişleri Bakanı

Federal Almanya Cumhuriyeti

 

Sn. Peer Steinbrück

Maliye Bakanı

Federal Almanya Cumhuriyeti

 

2)

Sn. Werner Faymann

Federal Avusturya Cumhuriyeti Başbakanı

 

Sn. Josef Pröll

Federal Avusturya Cumhuriyeti Maliye Bakanı

 

3)

Sn. Hans-Rudolf Merz

Federal Isviçre Başkanı

 

Sn. Doris Leuthard ve

Sn. Micheline Calmy-Rey

Federal İsviçre Konsey Üyeleri

 

 

Kopya:

Sn. Dr. Hans-Joachim Henckel

Dış kredi Garantisi ile yetkili bakanlar kurulu başkanı/Almanya

 

Sn. Dr. Hans Janus,

Euler Hermes Loan Insurance Müdürü/ Almanya

 

Sn. Dr. Rudolf Scholten

Avusturya Kontrollbank (OeKB) / Avusturya

 

Sn. Christoph Sievers

SERV –İsviçre Dış kredi risk sigortası/İsviçre

 

 

 

10.06.2009

 

Ilısu Baraj Projesi: Ilısu Baraj Projesine ilişkin son karar

 

 

Sayın bakanlar Bay zu Guttenberg, Bayan Bayan Wieczorek-Zeul, Bay Steinmeier ve Bay Steinbrück,

 

Sayın Başkan Bay Werner Faymann ve Finans Bakanı Bay Josef Pröll,

 

Sayın Başkan Bay Merz ile Federal Konsey Üyeleri Bayan Doris Leuthard ve Bayan Micheline Calmy-Rey,

 

 

 

23 Aralık 2008 tarihinde açıklanan ve Ilısu Baraj Projesi ve elektrik santraline dış kredi garantisi verme konusunda sergilediğiniz yaklaşımı memnuniyetle karşılıyoruz. Bunun doğru yolda bir adım olduğunu düşünüyoruz. Bu projede kalmanın herhangi bir kalkınma sağlamayacağını iyi görmek gerekir. Dış kredi desteği için öne sürülen şartların yerine getirilmesi halinde bile projenin kabul edilebilir bir seviyeye ulaşması söz konusu değildir. Bu nedenle sizden bu projeden derhal ayrılmanızı talep ediyoruz.

 

Temel olarak sizden istediğimiz İnsan hakları, ifade özgürlüğü, katılımcılık, şeffaflık ve sürdürülebilir kalkınma gibi konularda çizginize sadık kalmanızdır. Bizler ne tip bir kalkınmanın bizim açımızdan iyi olacağını ve hangi sosyal-kültürel kayıpların kabul edilebilir olacağının çok iyi farkındayız. Hiçbir baraj projesi-ekonomik açıdan ne denli iyi olursa olsun- 12.000 yıllık Antik Hasankeyf İlçesini yok etme meşrutiyetine sahip olamaz. Hasankeyf kültürel miras açısından bölgemizin kalbidir!

 

Bu projeye katılımız politikalarınıza duyacağımız güven kaybıyla sonuçlanacaktır. Türkiye’nin bu barajı sizin desteğiniz olmadan inşa edemeyeceğinizi biliyoruz. Mesele Türkiye’nin teknik kapasitesi ve Çinli firmalarla yapacağı anlaşmalar değil. Türkiye’deki Ilısu Barajı karşıtı kampanyalar her geçen gün biraz daha büyüyor. Buradaki kamuoyu konuya duyarlı ve sosyal aktiviteleri desteklemeye başladı. Projeden geri çekilmeniz kampanyayı daha güçlü hale getirme için barajdan etkilenenlere ve karşı duranlara zaman kazandıracaktır. Türkiye’de Dünya mirasına karşı böyle bir duyarlılık gelişti. Şimdi biz kritik bir noktadayız. Bizler bu projenin Türkiye’nin projesi olduğunun ve son kararın Türkiye’de verileceğinin farkındayız. O zaman bize dışarıdan bir etki olmaksızın yapılacak olan Baraj projesine karşı mücadele etmemiz için şans verin.

 

Garantörlerin bölgedeki şartlara ve problemlere hassasiyetle yaklaşmasına ve Türkiye’nin belirlenen şartları yerine getirmemesi halinde bile var olan sorunlar çözülmese de hassasiyetinizi önemsiyoruz. Buna rağmen son gelişmeler Türkiye’nin kapasitesinin bu şartları yerine getirmesi için yeterli olmadığını göstermiştir. Bu durumda Ilısu projesinin uluslar arası standartlara uygun yapılacak bir pilot proje olduğundan bahsedilemez. Bu seviyenin yakalanması için zararları faydalarından daha az olan başka bir baraj projesine destek vermelisiniz. İleriye bir adım olarak nitelenebilecek “yeniden yerleşim ile ilgili politikalardan haberdarız, fakat bu politikaların da hayata geçirilmesi Avrupalı kredi garantörlerinin projede kalması şartına bağlanmıştır. Eşzamanlı olarak olumsuz etkileri olan başka barajlar da Türkiye kriterlerine göre inşa edilmektedir. 2009 Nisan ayında Alpaslan 1 barajı altında kalan birkaç köyden yüzlerce insan göç etmek zorunda kalmış ve barajdan etkilenen bu insanlara DSI tarafından verilen sözlerin hiçbiri yerine getirilmemiştir. Bu durum Türk Hükümetinin isteksizliğine yeni bir örnek teşkil etmektedir.

Etkilenen köyler için düşünülen yeniden yerleşim planları gerçeklikten uzaktır ve bu insanlar yeniden yerleşim sonrası problem yaşayacaklardır. Bölgedeki köklü geleneksel ve sosyal şartlar ile market çiftçiliği yapmak için gerekli eğitim ve donanımdan yoksun olunması geleneksel çiftçilikten market (pazar için üretim yapan) çiftçiliğine geçişi imkânsız hale getirmektedir. Ayrıca bunun için öngörülen iki hektarlık alan da yetersiz kalacaktır. Badem ağaçları dikmek veya ailelere inek dağıtmak da oldukça meşakkatli olacaktır. Bunlara ek bir diğer sorun ise etkilenen insanların hepsine yetecek kadar verimli toprak mevcut değildir ki, bu sorun da Türkiye’ye koşulan şartlarla düzeltilebilecek bir sorun değildir.

Kurulması planlanan yeni Hasankeyf ilçesi için hazırlıklar yapılırken kamulaştıralar şartlara uygun yapılmadı. Kesmeköprü III köyünde Zübeyir ve Abdurrahman Tapkan ile ailelerine ait topraklar 2009’un Mayıs ayında kamulaştırıldı. Dava Ocak 2009’da başladı. Yani bu olay, kredinin askıya alındığı son 6 ay içinde gerçekleştirildi. Baraj projesinden çekilmeniz için Türkiye’nin daha kaç hak ihlali yapması gerekiyor?

 

Aslında son birkaç haftanın çok önemsenen gelişmesine göre 12 adet eser ve antik Hasankeyf Kentinin söz verildiği gibi başka bir yere taşınması söz konusu değildir. Kazı çalışması yürütenler ve uzmanlardan edindiğimiz bilgiye göre sadece 3-4 eser taşınabilir niteliktedir. Şu ana kadar sadece bir eserin üzerine çalışılmış olup onun da henüz taşınabilir olup olmadığı tartışma konusudur. Bunun anlamı açıktır. Hasankeyf’te yok edilecek eser sayısı aslında planlanandan fazladır. Bizler aslında bu eserlerin taşınabileceğine hiçbir zaman kanaat getirmemiştik. Bölgedeki tarihi ve kültürel yok ediliş açıktır. İlerleyen zamanda bu aldatmaca daha da belirgin hale gelecektir. Hasankeyf için belirlenen yeni yerleşim yerine yakın herhangi bir kültür parkı mevcut değil ve orada yaşayan insanların geçimlerini neyle sağlayacakları belli değil. Sonuçta Yeni yapılacak olan kent insanların büyük kentlere göç etmekten başka çaresi olmayan ve yoksullukla boğuşan bir hayalet kent olacaktır. Ve verilen sözler, vaatler, şartlar onlar için hiç bir şey ifade etmeyecektir.

 

Burada yaşayan ve etkilenen insanlar olarak baraj projesi yerine Hasankeyf merkezli bir başka kalkınma yolu istemekteyiz. Hasankeyf’in arkeolojik bir alandan daha fazla olduğunu anlamak zorundasınız. Bu bizim kimliğimizin bir parçasıdır. Nisan 2009’da Prof. Zeynep Ahunbay ve Dr. Özge Balkiz tarafından hazırlanan “Önemli bir değer olan Hasankeyf ve Dicle Vadisi” adlı raporda yıllardır bahsettiğimiz konuların altı çiziliyor. Hasankeyf ve Dicle Vadisi UNESCO listesine dahil olabilmek için 9. ve 10. kriterlere uygun yapıdadır.  Hasankeyf ve Dicle Vadisi en az Venedik, Mısır Piramidleri, Salzburg, Dresen veya Bern kentleri kadar önemlidir. Sırf ekonomik çıkarlar için böyle bir yerin veya sizin ülkenizdeki böylesine bir değerin bir projenin sularına gömülmesi mümkün mü?

Bu rapor alternatif bir kalkınmanın mümkün olabileceğini söylüyor. Hasankeyf ve Dicle Vadisi gibi kültürel ve doğal güzelliklerin son yıllarda politik ve ekonomik açıdan pek çok dertten muzdarip olan bölgenin kalkınmasında yeni bir araç olarak kullanılabilir. kalkınmaya farklı bir boyut katabilir. Geleceğimiz konusunda kendimiz karar vermek istiyoruz ve bizden, şartlarımızdan bihaber ve uzak olan merkezi hükümetin “tamamen kalkınma” planlarını istemiyoruz.

 

Resmi makamların (DSI) insanlara anlattığının aksine bölge halkı projenin hayata geçirilmesine karşıdır. Daha önce insanların sosyal ve arkeolojik alanlar açısında felakete varan deneyimleri bu kalkınma projelerinin gerçek yüzünü göstermektedir. Bu yüzden Hasankeyf’e yaşayan insanlar 15 Mayıs 2009 tarihinde yapılan toplantıya katılmayı redederek yeni yapılacak olan Hasankeyf kenti için komitede yer almak istemediler. Değişik örgüt ve politik partilerden temsilciler alarak bir komite oluşturmak ve onlardan randevu almaya çalışmak proje sahiplerinin umutsuzluğunu göstermektedir. Bugüne kadar Hasankeyf yerlileri gelecekleri konusunda gerçek anlamda bilgilendirilmemişleridir. Köylerde seçilen komiteler de sorunludur çünkü komitedekiler DSI tarafından seçilmiş kimselerdir. Bu kimseler köylüleri gelecek olan -kişisel haklar toprak hakkı vb- sorunlar konusunda bilgilendirmemektedir. Ve bu durum köylüler arasında problemlere neden olmaktadır. Eğer bölgedeki şartlar göz önünde tutulmazsa Mardin İli’ne bağlı Bilge Köyü’nde yaşanan ve 44 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayın benzerlerine tekrar tanıklık etmek durumunda kalırız.

 

Son birkaç ay içerisinde Barajdan etkilenecek olan Diyarbakır, Batman, Siirt, Bismil, Dargeçit, Beşiri, Kurtalan, Gercüş belediyeleri ile proje sahipleri arasında, atık su arıtma tesisleri, salgın hastalıklar ve yerinden edilince bu kentlere göç edecek binlerce insan konusunda doğrudan bir görüşme yapılmamıştır. Dolayısıyla aslında bölgenin temel dinamikleri olan belediyeler de neler olabileceğinin farkında değiller.

 

Bu arada barajdan ayrıca göçebelerin etkilendiğini dikkate aldınız mı? Kış aylarını Dicle Vadisinde geçiren yaklaşık 30.000 göçebe (3000 aile) bulunmaktadır. Barajın inşasıyla bu bölgenin sular altında kalması onların yolculuklarını çok daha ağır şartlarda yapmasına neden olacaktır.  Bu durumda barajdan etkilenenlerin sayısı 90-100.000’e varacaktır. Türkiye’ye koşulan şartlar arasında bu insanlara yer var mı? Gördüğümüz kadarıyla yok.

 

Bunların dışında baraj inşaat alanına girişimiz halen yasaklıdır. Girişim üyeleri o bölgedeki askerler tarafından tanındığı için kontrol noktası üzerindeki köylere (Ilısu ve Karabayır) girememekteyiz ve sonuç olarak inşaat alanındaki faaliyetler hakkında bilgi edinmek imkansız hale gelmektedir. Sizlere şunu sormak istiyoruz: Nerde kaldı bilgi alma hakkı? Bunca güvenlik çemberi içinde nerde kaldı etkilenen insanların projeye katılımı? Nerede Türkiye’nin belirtilen Dünya Bankası ve OECD kriterlerine uyumu?

 

Türk Hükümeti baraja karşı olanları bölücü ve terör yanlısı olarak lanse etmeye devam etmektedir. Geçtiğimiz Aralık ayında çevre ve orman bakanı Veysel Eroğlu ve 2009 Nisan ayında da Recep T. Erdogan bu şekilde bir açıklama yaparak olayı tartışmaya yer bırakmamıştır. Erdoğan: “Terör örgütlerinin kampanyaları verilecek kredileri engellemeye çalışıyor” Burada yine sizlere sormak istiyoruz: Türkiye’nin bu konudaki yaklaşımı, barajın tamamlanması için öne sürülen koşullara göre değişti mi? Türk Hükümeti en basit ve rasyonel tartışmalardan bile kaçınıyor çünkü savunabileceği haklı herhangi bir gerekçesi yok.

 

Türkiye’nin güneydoğu illerinde Kürt sorunun çözülmemesinden kaynaklanan ve günümüzde de devam eden güvenlik sorunu mevcuttur. Silahlı çatışmalar devam etmekte olup barajdan etkilenen bölgede özellikle de Hasankeyf ve Ilısu Barajının yapılığı yer arasında insanlar hayatını kaybetmektedir. Türk ordu uçakları bu bölgeyi ve Irak sınırını sıklıkla bombalamaktadır. Bu tip askeri aktiviteler barajdan etkilenen bölgelerde de yoğunlukla görülebilmektedir. Bu durum tüm bölgeyi etkilemekte ve politik baskı günden güne artmaktadır. 2009 Nisan ayından bu yana legal alanda çalışıp Kürt hakları için aktif çalışan 500’den fazla kişi gözaltına alınmıştır.

Bu bağlamda, bu yeni kalkınma aracı da beraberinde pek çok tartışma getiriyor. Irak sınırındaki illerde (Hakkâri ve Şırnak), Diyarbakır Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Murat Hocaoğlu tarafından güvenlik barajları olarak tanımlanan 11 tane barajın yapılması planlanıyor. Bu barajların fiziki çalışmaları 3 ay gibi kısa bir sürede DSI tarafından tamamlandı. Barajların büyük etkilerine rağmen EIA raporları dikkate alınmadı, etkilenen insanlar bu konuda bir kez bile bilgilendirilmedi. Bu barajların inşasına başlandı ve faaliyetin 540 ile 900 gün arasında tamamlanması hedeflenmektedir. Resmi açıklamalara göre bu barajlar enerji elde etmek amacıyla inşa edilmektedirler ancak tamamlanan projede bir enerji santrali öngörülmemektedir.  Bu barajlar aslında Kürt sorununun askeri mantıkla çözülmesi için silah olarak kullanılacaklardır. Bu prosedür şunu açıkça göstermektedir: Baraj inşası veya diğer altyapı projelerinin gerçekleşmesindeki yaklaşım özellikle de çatışmaların yoğun olduğu bölgelerde aslında açıklanan niyetle inşa edilmemektedir.

 

Uluslar arası düzeyde Türkiye’nin Suriye ve Irak hükümetlerini konuyla ilgili tam olarak bilgilendirmediğini duyduk. Türkiye’de yapılan ve bu üç devlet arasında olan teknik bir toplantıda Türkiye Ilısu Projesi hakkında konuşmayı reddetmiştir. Bu da TOR koşullarının ihlali anlamına gelmiyor mu? Bu konuda ne düşünüyorsunuz.

 

Yıkıcı barajlara karşı Türkiye’nin her yerinden karşıt hareketler güçleniyor. İstanbul’da Mart ayında yapılan 5. Dünya Su Forumu pek çok sosyal örgüt ve hareket tarafından protesto edildi. Türk güvenlik güçleri gayet barışçıl olan bu protestoculara karşı zor kullanarak pek çoğunu gözaltına aldı.  Bu negatif etkilere ve Ilısu projesinin karışıklığına dikkat çekmek için 6 Haziran da Ankara’da da yıkıcı barajlara karşı pek çok önemli örgüt ve hareket bir miting düzenledi.  Buda gösteriyor ki diğer barajlarla birlikte Türkiye’nin pek çok yerinden bu baraja karşı olan bir çoğunluk var. Bu karşıtlık öyle bir seviyeye ulaşmıştır ki, Türkiye’de pek çok sanatçı ve aydın bu projeye karşı kampanyalara katılmıştır. Ünlü şarkıcı Tarkan ve Nobel Ödüllü Yazar Orhan Pamuk Hasankeyf’in UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girmeleri için çağrıda bulunmuşlardır.

 

Türkiye’nin son ay ve haftalarda sizlere birçok yeni plan ve projelerden bahsettiğine ve yeni vaatlerde bulunduğuna eminiz. Tor koşullarını bu kadar açık bir şekilde ihlal eden bir hükümetin sözlerine tekrar mı güveneceksiniz? Etkilenen insanlarla bir diyalogu olmayan ve son dakika güzel planlarla karşınıza çıkan bir hükümetin güvenirliliği olmaz.  Üstelik bu hükümetin TOR’un bütün koşullarını yerine getirme kapasitesi yok. Bu sizin için yeni bir sürpriz değil/olmasın

 

Henüz vakit varken dünya çapında en yıkıcı barajlardan biri olarak tanımlayabileceğimiz Ilısu baraj projesinden desteğinizi çekmelisiniz. Eğer kredi desteği vermeyi sürdürürseniz insanlık tarihini, yok etmek ve onbinlerce insanı yoksullaştırmak gibi iddialarla karşı karşıya kalırsınız.

 

 

 

Saygılarımızla

 

Nejdet Atalay Batman Belediye Başkanı

Ercan Ayboğa

Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi

(Ilısu barajından etkilenecek olan bölgede 73 örgütü kapsamaktadır)