ILISU BARAJINI DURDURALIM - HASANKEYF VE DICLE VADiSINI KURTARALIM

Hasankeyf‘i Yaşatma Girişimi‘nin Internet sitesine hoşgeldiniz...

BASIN ACIKLAMASI

Hasankeyf‘i Yasatma Girisimi, 27.08.2006

 

Ilısu barajının finansmanı için 21-26 Ağustos arası Türkiye’ye gelen heyet hakkında bilgilendirme raporu ve yorumu

 

 

21 ile 26 Ağustos tarihlerinde kendilerine Ilısu barajının kredi teminatı için yapılan başvuru hakkında karar vermek için Avusturya, Almanya ve İsviçre’den 18 kişilik bir heyet Türkiye’ye geldi. Avusturya’dan VA Tech (Andritz), Almanya’dan Züblin ve İsviçre’den Alstom şirketleri, kendi hükümetlerine bağlı çalışan İhracat Kredi Kuruluşları’na (ECA), Ilısu barajının yapımı için almak istedikleri kredinin teminatının  sağlanması amacıyla Aralık 2005’de başvuruda bulundular. Heyette ECA çalışanların yanında değişik bakanlıklardan çalışanlar da bulundular. Heyet bu incelemelerden sonra kendi hükümetlerine bir rapor sunacak, bu rapora dayanarak Avusturya, Almanya ve İsviçre hükümetleri (Avusturya ve Almanya’da birkaç bakanlık bir araya gelerek) karar verecekler. Kararın Eylül ayının sonundan itibaren verilme ihtimali vardır.

ECA’ların talebinden dolayı (Türkiye’deki yasal durumdan dolayı değil!) Ilısu konsorsiyumu bir Çevre Etkileme Değerlendirme Raporu (ÇED-R) ve Yeniden Yerleşim Eylem Planı (YYEP) hazırlayıp 2005’in Kasım ayında yayınladı. O günden bugüne Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi, ÇED ve YYEP’e ilişkin çok sayıda rapor ve yorumu  Ilısu barajına kredi teminatının verilmemesi amacıyla ECA’lara yolladı. Avrupa’daki Ilısu baraj kampanyası çatısı altında çalışan 6 sivil toplum kuruluşları (STK), uluslar arası uzman kişi ve kurumlara çok sayıda yorum ve raporu hazırlatıp ECA’lara ulaştırdılar. Tüm bu yorum ve raporlar Ilısu barajının kültürel miras (Hasankeyf gibi), sosyal yapı ve çevre açısından son derece olumsuz etkilere neden olacağını açıkça ortaya koydu. Ilısu barajının geçerli ve bilinen tüm uluslar arası antlaşma ve konvansiyonları açıkça ihlal ettiği tartışılmaz bir gerçek olarak ortada durmaktadır.

Mayıs 2006 ayında Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi 5 kişilik bir heyetle Avusturya, Almanya ve İsviçre ülkelerine yetkili kişi ve kurumlarla görüşmek üzere gitti ve barajın olumsuz etki ve kayıplarını açıkça önlerine koydu. Bu görüşmelerde giden heyet ECA’ları bölgemize Ilısu barajını incelemek için davet etti. Bunun üzerine ECA heyeti ülkemize ve bölgemize geldi.

ECA çalışanları ve değişik Avusturya, Alman ve İsviçreli Bakanlık çalışanlarından oluşan heyet, 21 Ağustos öğlen sonrası ve 22 Ağustos öğlen öncesi Ankara’da DSİ ve beş bakanlık (Enerji, Tarım, Çevre, Kültür ve Turizm, Bayındırlık ve İskan) çalışanlarıyla görüştü. 22 Ağustos akşamı Diyarbakır’a gelen heyet, kısa süreli Vali’yi ziyaret ettikten sonra Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi’nin organize ettiği 3 ayrı paralel toplantıya katıldı. Kültür, Çevre ve Göç (Yeniden Yerleşim) konulu toplantılara katılan çok sayıda STK, gelen heyete, Ilısu barajına karşı olmalarının gerekçelerini argümanlarla açık bir şekilde belirttiler. Öngörülmemesine rağmen bu toplantıların ikisine DSİ ve GAP temsilcileri de katıldılar. Toplantılara yönelik bir gizlilik söz konusu olmadığı için iki kurumun temsilcilerinin katılımı, Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi tarafından engellenmedi. DSİ ve GAP’ın  bir şekilde Hasankeyf’i Yaşatma Girişimini yıldıramayacağı da bilinmelidir. Ardından Diyarbakır Büyükşehir Başkanı Osman Baydemir’in de katıldığı bir akşam yemeğinde buluşuldu. O. Baydemir de bölge halkının kararlığının altını çizdi.

23 Ağustos sabahı ECA heyeti, Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi’nin eşliğinde Dicle vadisinde flora ve fauna açısından önemli noktaları ziyaret etti. Aynı gün Bismil’de üç ve Batman Merkez’de bir köylerine gittiler ve insanlarla görüşmelerde bulundular. Saat 14 gibi heyet Hasankeyf ilçesine ulaştı. Burda antik kenti biraz gezdikten sonra Hasankeyf Belediye Başkanı Abdulvahap Kusen ile buluştular. Kusen, güzel ve samimi bir konuşmayla barajın insan ve kültür üzerindeki yaratacağı olumsuz etkilerden söz etti. Kültürel mirasın ne derecede kendileri için önemli olduğunu ve Hasankeyf’lilerin öngörülen yeni yerleşim yerine kesinlikle gitmeyeceklerini dile getirdi. Hasankeyf’ten sonra Batman’a yola çıkıldı. Batman Belediye konferans salonunda Batman’daki STK’ların büyük bir çoğunluğuyla geniş bir toplantı yapıldı. Tüm STK’lar büyük kültürel miras Hasankeyf’i hiçbir şart altında sular altında bırakmayacaklarını ve göçün Batman’daki yoksulluk sorununu daha da derinleştireceğini kararlıkla ortaya koydular. Batman halkının tümünün net bir şekilde Ilısu barajına karşı oldukları anlaşıldı. Heyet, Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan ve Batman Valisi ile akşam yemeğinde buluştu.

Gelen heyet 24 Ağustos sabahı Batman barajından dolayı Batman’a yakın bir yeni yerleşim alanında yerleştirilen insanlarla görüştü. Burada ikamet etmeye başlayan insanların halen yaşadıkları mağduriyet açıkça görüldü. Ardından doğrudan Hasankeyf’e geçen heyet buradaki tarihi eserleri biraz gezebildi. Burdan itibaren Ilısu konsorsiyumunun  Nurol şirketi heyete katılıp yönlendirmeye başladı. Oldukça gereksiz, çok ve kimseye fırsat vermeden konuşmaları nedeniyle tavırlarının rahatsız ediciliği ve olumsuzluğu görüldü. Nurol şirketi çalışanları Hasankeyf’ten sonra yeniden yerleşim için öngördükleri bir yeri gösterdi. Bu yerin ne kadar sağlıksız bir yer olduğu hemen anlaşıldı.

Bu noktadan itibaren STK’ların heyete eşlik etmeleri bir nevi ‘yasaklandı’. Heyet daha sonra baraj inşaatının yapılacağı Ilısu köyüne doğru harekete geçti ve oradan da Mardin’e gitti. Batman ve Mardin valileriyle de kısa görüşen heyetin bir bölümü Birecik baraj bölgesine doğru gitti ve Halfeti’nin baraj sonrası kötü gidişatını görme imkanına sahip oldu. Birecik barajından dolayı yerlerinden edilen insanları savunan bir avukatla görüştüler. Heyetin diğer bir grubu da Urfa-Ceylanpınar’daki Devlet çiftliğine gitti. DSİ ve Ilısu konsorsiyumu yerlerinden edilecek insanların çoğunu buraya, yani topraklarından en az 200 km uzaklığa yerleştirmek istiyor.

 

Gelen heyetin her gezdiği yer ve konuştuğu insandan sonra bölgemizi biraz daha iyi anlama eğilimine girdiğini kısmen gözlemledik. Burada yaşayan halkın ana sorunlarını kavrama açısından heyetin her konuştuğu köylü ve STK temsilcisi önemliydi. Resmi devlet temsilcilerinin kendi kalıplarının dışında bir şey söylemeyecekleri belliydi. Heyet içinde bazı kişilerin gerçekten kavrama yeteneğine sahip olduğunu belirtebiliriz. Ancak bazı kişiler soğuk duruşlarıyla pek kimseyle konuşmadılar. Bu nedenle ne derecede yeni birşeyler anladıkları konusunda şüpheliyiz.

Heyet şimdi ülkelerine geri dönecek ve bir geniş rapor hazırlayacaktır. Eğer gördükleri ve konuştukları insanları ciddi dinlemiş ve ortadaki sorunları biraz dahi olsa kavramış iseler kesinlikle Ilısu barajı hakkında olumlu bir tavsiyede bulunmazlar. Ancak üç ülkeden gelen heyet, sadece kendi devlet ve şirketlerinin kar ve çıkarını düşünürse, Ilısu barajını olumluyacakları bir rapor yazacaktır. Bizim talebimiz kendi ülkelerinde geçerli olan sosyal ve çevre kriterlerinin buradaki projeler için de geçerli olmasıdır. ECA heyeti kararlarıyla, tüm insanlığın önemli bir kültürel mirasını yok edebileceklerini, on binleri yoksulluğa mahkum edebileceklerini ve ülkemizin son doğal büyük ekosistemini yok edebileceklerini unutmamalıdır.

Burada başka bir soru sormak istiyoruz: 18 kişilik heyetten niye 3 önemli isim bölgemize gelmedi ve Ankara’da kaldı? Ilısu projesinin pazarlığı mı yapılıyor? Bu bizi çok düşündürüyor.

Yine heyetten bazı kişiler bize şunu sordu: Eğer biz sosyal açıdan sağlıklı bir yeniden yerleşimi garantiye alırsak ve Ilısu baraj gölünün su kalitesini sağlayabilirsek projeye evet dermisiniz? Cevabımız tabi ki hayırdı. Niye mi? Bir: Kültürel mirasımız her halükarda yok olacaktır. İki: Hayati önemde olan Dicle vadisi ekosistemi büyük ve asla giderilemez zarar görecektir. Üç: Türkiye Cumhuriyeti, bugüne kadar sağlıklı bir yeniden yerleşim gerçekleştirmemiş ve son dönemlerde bunu düzenleyeceğine dair bir belirti de yoktur. Ayrıca projeden etkilenen halkla, yerel yönetimlerle ve STK’larla diyalog geliştirmemiştir. Dört: Ilısu barajının her açıdan alternatifleri çoktur. Umarız bunu anlamışladır.

Eğer Avusturya, Almanya ve İsviçre bu projeye evet derlerse ortaya çıkacak tüm olumsuzluklardan kendileri de doğrudan sorumlu olacaklar. Türk hükümeti, Enerji Bakanlığı ve DSİ kadar onlar da suçlu olacaklar.

Herkes bilsin ki, bizim mücadelemiz her şeye rağmen kararlıkla devam edecektir. Barajın inşaatı başlasa da, baraj inşaatı tamamlansa da, barajda su tutulsa da mücadelemiz başarıya kadar devam edecektir.

 

Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi

www.hasankeyfgirisimi.org, 27.08.2006