ILISU BARAJINI DURDURALIM - HASANKEYF VE DICLE VADiSINI KURTARALIM

Hasankeyf‘i Yaşatma Girişimi‘nin Internet sitesine hoşgeldiniz...

DIHA (Dicle Haber Ajansi)

'Ilısu neden olmaz' raporu: 50 yıllık enerji için 12 bin yıllık tarihi yoketmeyin,

BIROL DURU     

                

 

 

DIYARBAKIR (DIHA) - Hasankeyf Yaşatma Girişimi, Ilısu Barajı Projesi'ne yurtdışında kredi sağlayan ve garantörlük yapan kurum ve kuruluşlara sunulmak üzere bir rapor hazırladı. Raporda, barajın yaratacağı ekonomik, sosyal ve kültürel zararlar ayrıntılarıyla ifade edilirken, baraj yerine alternatif enerji perspektifi sunuldu.
  Tarihi Hasankeyf'i sular altında bırakacağı için büyük tepkilere neden olan Ilısu Barajı projesine yurtdışından kredi sağlayan garantör kuruluşlara gönderilmek üzere 13 maddelik rapor hazırlayan Hasankeyf Yaşatma Girişimi, baraja kredi sağlanmamasını istedi. Projenin haz
ırlanma ve kamuoyuna anlatılması aşamasından, sonuçlarına kadar çarpıcı ifadelere yer verilen raporda, barajın yaratacağı zararlar da sıralanarak, çözüm önerileri ortaya konuldu.

  '50 yıllık enerji için 12 bin yıllık kültür yok edilemez'     

 

Çözüm önerilerini içeren 13 maddelik raporda Dicle Vadisi'nin 12 bin yıl öncesine dayanan kültürel ve tarihi dokusuna vurgu yapılırken, henüz bilinmeyen ve kazısı yapılmayan yüzlerce tarihi eserin su altında kalacağına dikkat çekilerek, "Bölgemizde her yeni kazı, tarihin bazı sayfalarını yeniden yazdırabiliyor. Hiçbir vicdan 50 yıllık enerji üretimi için 12 bin yıllık tarih ve kültürün yok edilmesine neden olmamalıdır" denildi.
  Antik kent Hasankeyf'i su altında bırakmak yerine "kültürel turizm"in geliştirilmesine vurgu yapılan raporda, son yıllarda turist sayısının
hissedilir düzeyde arttığı ve yatırımlarla turizm patlamasının mümkün olduğuna işaret edildi. Dünyada son yıllarda kültür turizmi alanlarının giderek genişlediğine de değinilen raporda, "Kayıpsız ve zararsız büyük bir ekonomik kalkınmanın mümkün olduğunu bilmeniz gerekmektedir. Ilısu projesinin maliyeti tüm bölgenin turizmini geliştirmekte yeterlidir. Hasankeyf'in kaybı bölge turizmini de ciddi şekilde darbeleyecektir" diye belirtildi.
  Hasankeyf'in proje yürütücüleri tarafından da Yeniden Yerleşim Eylem Planı'nda (YYEP) dile getirildiği gibi başka bir mekana taşınmasın
ın kesinlikle kabul görmediğinin altı çizildi.

  'Çok özel bir kültür yok olacak'     

 

Baraj projeleriyle ayrıca Dicle Vadisi'nde oluşan binlerce yıllık spesifik kültürün de kaybolacağına dikkat çekilen raporda, barajla birlikte yaşanacak göç olgusunun tahribatları şöyle ifade edildi:
  "Bu kültür sadece bulunduğu alanda -Dicle Vadisinin daraldığı bölgede- yaşam bulduğu için, kentlere göç eden insanlar tarafından yaşanamayacağı için kaybolacaktır. Böylece tarihi-arkeolojik dokuyla beraber çok özel bir yaşam kültürü yok olacaktır. Halbuki bu yaşam tarzı kültürel farklılığımız ve zenginliğimizi ileride anlamak için ayakta tutulması gereklidir. Sonra bugünkü 'modern' yaşamın
da bu kültürden öğrenebileceği bir çok nokta vardır."
  Ilısu Barajı projesiyle göç etmek zorunda bırakılacak binlerce insanın Batman ve Diyarbakır gibi kentlerdeki mahallelerin büyümesine neden olacağının vurgulandığı raporda, 1990'lı yıllar anımsatılarak, "Ilısu Baraj projesi çalışmalarında göç edecek ve etkilenecek ailelerle hiçbir diyalog kurulmamış, insanlar projeye dahil edilmediğini aktamaktalar. Bırakın insanları projeye dahil etmeyi, proje uygulama aşamasına geldikten sonra -ki 2005 yılında- insanlarla 'göstermelik' bir anket Encon isimli bir şirket tarafından yapılm
ıştır" şeklinde ifade edildi.
  Göçten en fazla kadınların etkileneceğine dikkat çekilen raporda, "Kırsal alanda zaten erkeklerden daha ağır çalışmakta olan kadınlar, kentlere göç ederlerse çok zor şartlar altında kalacaklar. Evde kapanıp üretimsizliğe terk edileceklerdir, köye göre sosyal yaşamı daralıp sadece kapının önündeki caddeyle sınırlı kalabilmektedir. Kente uyumsuzluk gösterme ihtimalleri yüksek olduğundan dolayı sosyal-psikolojik sorunlarla doğrudan karşı karşıya kalacaklar" denildi.

  'Çatışma gölgesinde proje yürümez'     

 

Şirket tarafından yapılan anketin gerekli olmayan ve yönlendirici sorular içerdiğinin kaydedildi raporda, ankette en önemli soru olan "Ilısu projesini istiyor musunuz?"un sorulmadığına dikkat çekilirken, anket sonrası için söz verilen toplantıların da sınırlı sayıda köyde yapıldığı belirtildi.
  Gelişmiş ve demokratik ülkelerde projenin tasarım ve planlamasının etkilenen insanlarla ortak yapıldığının ifade edildiği raporda, Ilısu projesinde bu yöntemin uygulanmadığı belirtildi.
  Çatışmaların yeniden başlaması nedeniyle de projenin hayata geçmesinin mümkün olmadığına değinilen raporda, "Köylerinde
yaşayan ve Ilısu Barajı'ndan etkilenecek insanlar, yanı başında insanlar çatışmada ölünce nasıl projeye dahil edilebilecekleri tartışmalıdır" denildi.

  'ÇED raporu kamuoyundan saklandı'     

 

Projenin çevreye olan etki ve zararlarının da ciddi bir şekilde araştırılmadığı ve ÇED raporunun Ingilizce olarak yazıldığına işaret edilen raporda, "Dolaylı bir şekilde Ingilizce dilinde bir ÇED raporun hazırlandığını öğrendik. Bu raporun bugüne kadar Ingilizcesi açıklanmadı. ÇED raporun Türkiye kamuoyundan saklanması büyük bir ayıptır ve elimizde Türkçe olmamasını açıklanmamış sayıyoruz" ifadesi yer alıyor.
  Raporda, Ilısu Barajı'nın oluşturacağı 313 kilometre karelik büyük gölün zengin ve kompleks bir ekosistemi su altında bırakacağına
da dikkat çekilirken, "Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yayınlanan Millenium raporunda, 'Gezegenimizi korumak istiyorsak var olan ekosistemleri korumakla yükümlüyüz' belirlemesi tamamen göz ardı ediliyordur" diye kaydedildi.

  Alternatif enerji önerileri     

 

Baraja karşılık alternatif projelere de yer verilen raporda, "Bugünkü teknoloji, bilgi ve gelinen araştırma seviyesi, enerji üretimi için çok sayıda alternatif sunuyor. Bunların arasında güneş, rüzgar ve termik enerjisi bulunmaktadır ki Türkiye'nin bir çok yeri bu iki enerji türü için çok uygundur" ifadelerine yer verildi.
    Türkiye'deki barajların eksik kapasite ile çalıştığı kaydedilen raporda, şunlara yer verildi:   
  "Yine mesken yerleri, sanayi ve tarım sektörünün enerjiyi daha tasarruflu kullanması gerekmektedir ki bu konuda ciddi bir potansiyelin olduğunu düşünüyoruz. Bölgemizde bir çok barajın
az kapasiteyle çalıştığına dair sürekli haber alıyoruz. Birçok baraj eksik kapasiteyle çalıştığına göre barajlardan elde edilmesi planlanan enerjiye gerçekten ihtiyaç var mı sorusu akla geliyor."

  'Halk sadece zararlarından nasip alıyor'     

 

Barajlar kurulurken halka ekonomik gelir sağlayacağı yönündeki söylemlere rağmen şimdiye kadar bölge halkının barajlardan ya yararlanamadığını, ya da hep olumsuz etkileri ile karşılaştığını kaydeden Hasankeyf Yaşatma Girişimi üyesi Ercan Ayboğa, "Bugüne kadar bölgemizde gerçekleştirilen baraj projelerinden bölge halkı hissedilir bir şekilde yararlan(a)madı" dedi.
  Bölge insanına ekonomik katkı sağlayacağı öne sürülen ve bin 200 MW'luk enerji üretimini hedeflenen Ilısu Baraj projesinin de birkaç yıl yaklaşık 3 bin 500 kişiye iş alanı sağlayacağını ifade eden
Ayboğa, "Genelde bu projelerden ülke boyutunda yararlar eşit bir şekilde dağıtılmazken, barajların olumsuz sosyal, kültürel ve çevresel etkileriyle her zaman yereldeki insanlar karşı karşıya kalmıştır" diye belirtti.
  Ilısu Barajı projesinin kültürel, ekolojik ve sosyal açıdan listesi uzun olan çok sayıda olumsuzluğa neden olacağının altını çizen Ayboğa, çok sayıda kültürel ve tarihi değerlerin su altında kaybolacağını söyledi.

  'Kredi yardımı olmazsa baraj projesi durur'     

 

Raporda yer alan tüm bu nedenlerden dolayı Ilısu Baraj projesini reddettiklerini kaydeden Ayboğa, raporda altını çizdikleri noktayı şöyle açıkladı:
  "Bizler, Ilısu projesinin bize, yani doğrudan ve dolaylı etkilenecek insanlara danışılmadan planlanıp yapılmak istendiği için reddediyoruz. Eğer baştan beri etkilenen insanlar, sivil toplum kuruluşları (STK) ve yerel yönetimler dahil edilseydi çok farklı ve herkes için yararlı bir sonuç çıkardı. Türkiye demokratikleşiyorum iddiasında bulunuyorsa bunu hayata geçirmesi gereken ilk şartlardan biridir."
  Projenin bölgeye ve bölge insanına yararı
olmadığını dile getiren Ayboğa, "Proje tarihimize, kültürümüze, doğamıza ve insanımıza karşı yapıldığını düşünüyoruz. Projeye bu haliyle herhangi bir kredi desteği sağlanmasını istemediklerini ifade eden Ayboğa, "Eğer Avrupalı şirketler projeden geri çekilirse, Ilısu Baraj projesi durma noktasına gelir. Proje baştan sona yereldeki insanların, STK'ların ve yerel yönetimlerin aktif katılımıyla yeniden planlanmalıdır, yani tüm paydaşlar ciddi olarak ortak masaya oturmalıdır" dedi.
  Ayboğa, girişimin somut olarak şu önerilerde
bulunduğunu söyledi: "Baraj projelerinde 2000 yılında dünya baraj komisyonunun (WCD) sunduğu raporunda talep ettiği 7 stratejik öncelik ve 5 ana değerin yerine getirilmesi istiyoruz. Dünya Bankası'nın ve Ekonomik Ortaklık ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) kriterlerinin çoğu olumlu olsa bile birçok noktada cevap olamayacağını da düşünüyoruz. WCD raporuna baktığımızda tam da bize göre hazırlandığını anladık. Biz yereldeki insanların çoğunu temsil ettiğimize kesinlikle inanıyoruz. Bu durumdan ve haklı nedenlerimizden dolayı bizi herkes dinlemesi gerekiyor."
    

Dünya Baraj Komisyonu'nun (WCD) karar almak için 7 stratejik önceliği şöyle:   
* Halkın Onayını Kazanmak * Kapsamlı tercihler Değerlendirmesi * Varolan Barajlara Hitaben * Irmakları ve Geçim Kaynaklarını Desteklemek * Ehillerin kabulü ve getirilerin paylaşımı * Temin Edici Uyum   * Irmakların Barış, Kalkınma ve Güvenlik için Paylaşımı     5 ana değer ise şunlar:   * Eşitlik (Adalet) * Verimlilik (Randıman) * Katılımcı Karar Alma * Kanıtlanabilirlilik   * Sorumluluk