ILISU BARAJINI DURDURALIM - HASANKEYF VE DICLE VADiSINI KURTARALIM

Hasankeyf‘i Yaşatma Girişimi‘nin Internet sitesine hoşgeldiniz...

Yeni Aktüel: ‚Yoksa barbar Çin‘liler gelir‘ (27.03.2007)

Almanya, Avusturya Ve İsviçre Projeyi Onaylayınca Bölgede Ilısu Barajı'na Muhalefet Edenler Yıkıldı. Ama Avrupalı Şirketlere Göre Beterin De Beteri Vardı!

"Yoksa barbar Çinliler gelir!.."

 

BORIS MABILLARD, 27.04.2007

Ilısu Barajı'nın yapılmasına muhalefet eden Hasankeyfliler, şirketleri barajın yapımına dâhil olan üç Avrupa hükümetinin projeyi reddetmesini bekliyordu. Ama 27 Mart 2007'de gelen haber soğuk duş etkisi yaptı. Önce Almanya ve Avusturya, ardından İsviçre projeye kredi teminatı verilmesine yeşil ışık yaktı. Türkiye'nin enerji ihtiyacı ortada, ancak eleştiriler de sürüyor: "10 bin yıllık tarih sular altında kalacak, binlerce insanın geçimini sağlayan topraklar kamulaştırılacak!"

Hasankeyf Belediye Başkanı A. Vahap Kusen uluslararası firmalara öfkeli: "Böyle bir proje Avrupa'da olsa hükümetler asla kabul etmezdi. Ne var ki buradaki projeye mali destek vermeye hazırlar. Çünkü bu felaket uzakta; topraklarını terk etmek zorunda kalacak 60 bin mağdur ne İsviçreli ne de Alman; onlar Türk!"
Öte yandan, Türkiye'nin kalkınmasını sürdürebilmek için hatırı sayılır ek enerji kaynaklarına ihtiyacı var. Kullanılagelen en büyük enerji kaynağı ise hidroelektrik. Ilısu Barajı, GAP'ın temel direkleri arasında. GAP için milyarlarca dolarlık yatırım yapıldı. Dicle ve Fırat üzerine 22 baraj inşa edildi. Yirmi yıldan fazla zamandır bir ortaya çıkıp bir kaybolan Ilısu Barajı'ysa son birkaç yıldır hiç olmadığı kadar gündemde. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 5 Ağustos 2006'da barajın temelini attı. Ancak projenin sürmesi için yabancı kaynak ve teknolojiye ihtiyaç var. Zorluklar da burada başlıyor: Uluslararası firmalar, ekonomik getirisi iştah kabartan baraj için projeye ilgi duyuyor, ancak riskleri azaltmak için de hükümetlerinden kredi teminatı almak istiyordu. Bu nedenle projenin uluslararası standartlara uygun olması için ayrıntılı bir çalışma başlatıldı. Ancak yapılacak barajın büyüklüğü ve oluşturacağı suni gölün suları altında kalacak yerleşim yerleriyle tarihi eserler tartışmalara neden oldu. Almanya, Avusturya ve İ
sviçre hükümetlerinin projeye yeşil ışık yakmasıyla da tartışma yeniden kızıştı.

"İnsani, ekolojik ve kültürel bir felaket"
Dernekleri, belediyeleri ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerini bir araya getiren Hasankeyf'i Yaşatma Girişimi ise bu dev yapıyı inşa edecek konsorsiyuma karşı mücadele ediyor. Diyarbakır Belediyesi Dış ilişkiler Koordinatörü ve bu inisiyatifin bir üyesi olan Çağlayan Ayhan'a göre "Projenin üç alanda etkileri olacak; insani, ekolojik ve kültürel. 60 bin insan göç etmek zorunda kalacak. Dicle boyunca biyolojik ortam yok olacak ve evrensel, tarihi, kültürel mirasıyla uzmanlar tarafından eşi benzeri olmayan bir SİT alanı olarak kabul edilen Hasankeyf tarihten silinecek. Konsorsiyum tarafından önerilen hiçbir şey Hasankeyf'i kurtarmak için yeterli değil. Demokrasi dersi vermede önde giden Batılılar'ın böyle bir inşaatın yapımına nasıl katıldıklarını anlayamıyorum."
İsviçreli ihracat kredi kuruluşu ASRE de projeye katılacak firmalara kredi teminatı sağlamak için önce ayak diredi, sonra birtakım şartlar ortaya koydu. Barajın insani, ekolojik ve tarihi boyutları dışında coğrafi olarak da Suriye ve Irak'a çok yakın olması ayrı bir hassasiyet konusuydu! Hatırlanırsa, daha önce İngiltere ve UBS Bankası, projenin içerdiği çok sayıda risk yüzünden konsorsiyumdan çekilmişti. ASRE temsilcisi Eric Scheidegger'in açıklamasına göre İsviçre Hükümeti kredi onayı için Türkiye'den 150 taahhüt istedi. Bunlardan 23'ünü Türkiye yerine getirdikten sonra krediye olur verildi: "Türkiye ilk kez Dünya Bankası tarafından tarif edilen uluslararası normları uygulama isteğini bu önemli projede göstermeye söz verdi. Biz Türkiye'ye güvenmeye karar verdik. Bir uzmanlar komitesi çalışmalar boyunca gelişmeleri izleyecek, şartların yerine getirilmesi için gelişmeleri kontrol edecek." Scheidegger bu taahhütler konusunda uluslararası normlar olduğunu söylemek dışında bir bilgi vermiyor. Aktif bir çevreci olan İsviçreli sivil toplum kuruluşu "Bern Bildirisi"nden Jean-Claude Huot'ya göreyse İsviçre Federal Konseyi'nin kararı sürpriz değil: "İlke olarak hükümet daha geçen yılın aralık ayında İsviçreli firmalara kredi teminatı vermişti. Ama bir dizi çekincesini de ortaya koymuştu. Daha sonra Türkiye, eğer Almanya, Avusturya ve İsviçre mart sonuna kadar olumlu bir karar vermezse, diğer firmalarla projeye devam edeceğini açıkladı. Bu üç ülkenin Ankara'yla ilişkilerinin zaten yeterince karışık olduğunu göz önünde bulundurarak Türkiye'nin taleplerinin önünde diz çöktüler."

"Barbar Çinliler gelir, diyerek korkutmaya çalıştılar!"
Hasankeyf'i Yaşatma Girişimi Batman temsilcilerinden Recep Kavuş'un 150 maddelik taahhütname konusunda söyledikleri de ilginç:
"Türkiye'nin Hasankeyf kredisi çıkması için konsorsiyuma verdiği söylenen 150 maddelik taahhütnameyi görmedik. Ama Avrupa'daki çevreci dostlarımız böyle bir taahhütnameden bahsetti. Zaten bir süre önce Batman'a gelen uluslararası konsorsiyum ve hükümet yetkilileri bu taahhütlere dair birkaç ipucu da vermişti. Taşımanın hassasiyetle ve usulüne göre yapılacağı, çevrenin gözetileceği, konsorsiyumun ve ülkelerinin ekonomik çıkarlarının korunacağı gibiHatta konsorsiyum üyesi İsviçreli ve Alman firma yetkilileri 'Biz usulüne göre yapmazsak, Çinliler gelir barbarca yapar' diye gözümüzü korkutmaya bile çalışmıştı! Galiba bizim yetkililer de konsorsiyuma birkaç kez faks çekip 'Kredi onaylanmayacaksa Çinliler sırada bekliyor' demiş. Taahhütlü ya da taahhütsüz fark etmez, Hasankeyf'in taşınmasına her koşulda karşıyız."
Konsorsiyuma katılan şirketlerde daha önce yaşanan kimi değişikliklerin ardından bugün, Alstom, Maggia, Stucki ve Colenco firmaları için Ilısu Barajı 250 milyon YTL anlamına geliyor. Bu firmaların işiyse mühendislik hizmeti sunmak ve gerekli malzemeleri temin etmek. Kararda ekonomik gerekçeler önemli yer tutuyor. Ayrıca bu proje Avrupa'da ve Türkiye'de binlerce kişi için yeni bir iş kapısı açıyor. Eric Scheidegger sözlerini şöyle sürdürüyor: "Federal Konsey karar almadan önce farklı ekonomik, çevresel, sosyal, kültürel ve nihayetinde politik boyutlar arasında bir denge kurdu." Ancak projeye muhalif olanların iddialarını ilettiğimizde, böylesi bir inşaatın ne İsviçre'de ne de Avrupa'nın herhangi bir yerinde gerçekleşebileceğini de ima ediyor: "Bizim kurumlarımız farklı bir şekilde işlemekte, o halde burada olup bitenleri bizle karşılaştıramayız. Üstelik İsviçre, Türkiye gibi egemen bir devlete insan hakları bakışı dayatacak durumda değildir."

 

Tazminatlar kime ödenecek?
Barajın yapımını üstlenen konsorsiyum, topraklarını terk etmek zorunda kalacak insanların yeniden yerleşimi ve zararlarının tazminini öngörüyor. Hazırlanan yeni bir yasa da, tazminatın özel koşullarını belirliyor. Uzman raporlarına göre bu önlemler projenin negatif etkilerini en aza indirecek gibi. Buna karşılılık bölgede yaşayanlar o kadar iyimser değil. Birçok kişi verilen sözlerin çoğunun sadece sözde kalacağına inanıyor. Yasa gereğince, büyük çoğunlukla mülk sahipleri tazminattan faydalanacak. Abdullah Bey, proje bölgesinde yaşayan bir köylü. "Bizim tuğla ve kerpiçten yapılmış evlerimizin karşılığı çok az paralar ödenerek telafi edilecek. Asıl, büyük toprak sahipleri büyük kazanç elde edecekler" diyerek endişesini dile getiriyor. Bir avuç çiftçi ve yatırımcı, yani bölge nüfusunun yüzde 5'i, bölgedeki bütün arazinin sahibi; geri kalanlar, ortakçılar yaşamlarını sürdürebilmek için ya küçük bir toprak parçasıyla yetinmek zorunda kalıyor ya da büyük çiftliklerde gündelik işçi olarak çalışıyor.
Mesela Sinan Köyü sakinleri de elli yıldır yaşadıkları köyün arazilerinin tapusunu alabilmek için mücadele ediyor. Ancak resmi tapu sicillerinde araziler bir kişinin adına görünüyor. O da İstanbullu bir tüccar. Köylüler uzun yıllardır burada yaşadıklarına dair kanıtlar ortaya koyuyor. Ancak başvuruları sonuçlanmadıkça, ödenecek tazminatlardan ellerine hiçbir şey geçmeyecek.
Projeden etkilenecek köylüler iki noktada birleşiyor; ilki aralarında projeyi onaylayan birini bulmak oldukça zor, ikincisi verilen sözlere inanmıyorlar. Yetkililerin davranışlarıysa onların duygularını incitiyor: "Bilemiyorum zararım tazmin edilecek mi! Geleceğim benim ellerimde değil. Kısmetim, malım hakkında karar verenler beni bilgilendirme ihtiyacı bile duymuyorlar" diyor vadide yaşayan bir köylü. Ilısu Barajı'na önayak olanların söylemine göreyse, projeye yerel destek var. Hasankeyfli eski çoban Ahmet Akdeniz, barajın yararlarını övmek için Batılı ülkelerin başbakanlarını bile ziyaret ettiğini iddia ediyor. Akdeniz, farklı sivil toplum kuruluşlarında ya başkan ya da etkin bir üye. Bu kurumlar adına kategorik olarak açıklamalarda bulunmasa da baraj hakkındaki düşünceleriyle "30 kadar kişiyi temsil ediyorum" diyor. Ancak temsil ettiğini iddia ettiği yandaşlarının isimlerini açıklamak istemiyor. Ahmet Akdeniz'in bir komşusu ise "Sadece kendini temsil ediyor, herkes biliyor ki iki yıldır hiç durmadan konsorsiyum adına çalışıyor" diyerek Akdeniz'e takılıyor.

 

 

Dünyanın en eski köprüsü!

Hasankeyf'te "dünyanın en eskisi" denen Artuklu Köprüsü zamana direniyor. Diğer önemli birkaç eser ise 15. yüzyıldan kalma Zeynel Bey Türbesi ve "ulu minareli" El-Rızk Camisi.
Belki de bu harika eserleri görmek için son günler! Ama gerçekte bu sadece buzdağının görünen kısmı. Zira toprak altında hâlâ keşfedilmeyi bekleyen bir hazine yatıyor. Bütün vadi boyunca binlerce SİT alanında çalışma yapmak gerekiyor. Oysa sadece küçücük bir alanda kazı yapılıyor. Ancak 40 yılda tamamlanabilecek bir çalışmadan bahsediliyor ve suların yükselmesinden önce çalışmak için sadece yedi yıl var

 

 

"Dağlar taşınabilir mi?"

Projeye göre, en önemli tarihi eserler kurulacak bir arkeoloji parkına taşınacak. Bu park bir yandan kalıntıların korunmasını sağlayacak, diğer yandan turistleri bu "açık hava müzesine" çekecek. Bütün planlar elbette bu eserlerin taşınabilir olduğu tezi üzerine kuruluyor. Oysa bölgedeki kazıların sorumlusu, Konya Üniversitesi'nden arkeolog Abdüsselam Uluçam'a göre "Böyle bir taşıma işlemini öngörmek kesinlikle bir aldatmaca. Tarihi yapılar üst üste binmiş, kötü durumda, bunlar ciddi bir onarımdan sonra taşınabilir." Uluçam sözlerini şöyle sürdürüyor: "Baraj hakkında konuşmuyorum, bu siyasi bir karar. Ama benim uzmanlık alanıma gelirsek, bu kalıntıların taşınması imkânsız. Eğer kalıntıları bir başka yere taşımak mümkün dahi olsa, kontekstleri dışında bu yapılar ne ifade edecek? Nehri olmayan bir köprü! Mağara döneminden beri yerleşimin olduğu Hasakeyf'te aralarında binlerce yıllık tarihi yapılar var; nasıl dağların yerini değiştirmek mümkün değilse bu tarihi dokunun yerini değiştirmek de elbette mümkün olmayacak."

 

 

Hasankeyf'te ilk yerleşim M.Ö. 10.000-8.000

1978 - Hasankeyf Türk hükümeti tarafından tarihi SİT alanı ilan edildi.
1982 - Türkiye baraj inşaatına karar verdi.
1990 - GAP'ın en büyük yapısı olan Atatürk Barajı tamamlandı. 50 bin kişi yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kaldı.
1999 - Eski Zeugma mozaikleri Birecik Barajı'nın suları altında kaldı.
2001 - İngiliz Balfour Beatty şirketi temel etik, çevresel ve ekonomik kriterleri yerine getirmeyen Ilısu Barajı projesinden çekildi. İki yıl sonra aynı gerekçelerle İsveç bankası UBS projeye katılmaktan vazgeçti.
2006 - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan barajın inşası için yeni bir konsorsiyumun bulunduğunu ilan etti.
2007 - Almanya, Avusturya ve İsviçre kendi ülkelerinin şirketlerine kredi teminatı vererek projeye yeşil ışık yaktı.
Çeviren: Barış Erdoğan