Merhaba,
12 Ocak 2010 günü saat 11de Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesinde gerçekleştirilen basın toplantısında Hasankeyfi Yaşatma Girişiminden Ercan Ayboğanın yapmış olduğu yeni su politikası çağrı konuşmasının ardından yörelerden gelenler kısa bilgi paylaşımında bulundular. Gazeteci ve katılımcılardan konuyla ilgili gelen sorular yanıtlandı. Aşağıda katılımcı kampanyaların isimleri ve basın açıklaması yer almaktadır.
Bilgi paylaşımınız için teşekkür ederiz.
Saygılarımızla
İffet Diler (Allianoi Girişim Grubu)
İlişki Tel: 0532-2844716
Ekte Yeni Su Politikasi'na Cagri'nin dosyasi ve dosyadaki taleplerin inglizce özeti bulunmaktadir.
Yeni Su Politikasına Çağrının tam menti için burayı tıklayın!
--------
Katılımcı baraj ve HES mağduru kampanyalar:
Aksu Koruma ve Yaşatma Derneği +++ Allianoi Girişim Grubu +++ Aşağı Irmaklar Bölgesi Ardanuç-Artvin +++ Cilo Doğa Derneği +++ Cizre Kültür Koruma Girişimi +++ Hasankeyfi Yaşatma Girişimi +++ Karadeniz İsyandadır Platformu +++ Kayy-Der, Peri Havzası +++ Munzur Koruma Kurulu +++ Munzur Vadisi ve Doğal Yaşamı Koruma Derneği +++ Senoz Vadisini Kurtarma Platformu +++ Yuvarlakçayı Koruma Platformu +++ Yusufeli Koruma ve Yaşatma Girişimi
Yeni Su Politikası için Çağrı Basın Toplantısının konuşma metni
Istanbul, 12.01.2009
Değerli basın mensupları!
Değerli katılımcılar!
Bugün burda toplanmamızın nedeni ülkemizde ardı arkası kesilmeyen ve her tarafta yaygınca yapılan baraj ve hidroelektrik santralleri (HES) projelerinin insan, doğa ve kültür üzerinde yarattığı tahribattır. Adeta 'yok etme'', ''insansızlaştırma'' ve ''tahrip etme'' olarak tanımlamamız gereken bu projeler, maalesef halen uygulandığı bölgelerdeki yöre insanların sorunu kalmaya devam ediyor. Son yıllarda tüm hoyratlığıyla daha hızla uygulanan bu süreç tüm toplumu ilgilendirmesi gereken bir durumdur.
Coğrafyanın en zengin alanları olan akarsu ekosistemleri suni göllere veya kuru yataklara çevrilerek ciddi değişime uğratılmaktadır. Suyun doğada oynadığı kilit konumu gözardı eden bir bakış açısıyla insan ve canlıların suya olan erişim hakkı redediliyor. Oysa insanlar akarsu vadilerinde doğayla kendisini sürekli yenileyebilecek bir denge içinde binlerce yıldır çok önemli kültürel, sosyal ve ekonomik değerler yaratmıştır.
Bugüne kadar inşaası yapılan 1100den fazla baraj ve HESler en az 350 bin insanı toprağını zorla terk etmek zorunda bırakarak kentlere göç ettirdi. Hiç projeler hakkında düşüncesi sorulmayan bu insanlara ya yetersiz verildi ya da hiç tazminat verilmedi.
Anadolu ve Mezopotamyada 12 bin yıl kadar öncesine dayanan ve benzeri dünyada bulunmayan bir uygarlık tarihini barındıran yüzlerce kültürel miras alan ve bununla beraber yaşayan kültürümüzün önemli bir parçası yok edildi. Geçmişi hiçe sayan bir mantık ile sistematik bir şekilde hareket ediliyor.
Projelerin uygulandığı bölgelerin ekonomisi genelde hep geriledi.
Kalkınma adı altında gerçeklestirilen baraj projeleri bir yarar getirir diye bin zarara neden oldu. Bir kaç şirket, banka ve belli çevreler kazanırken toplum kaybetti...
Bu nedenlerden dolayı baraj ve HES mağdurları olarak bir araya geldik ve dayanışma içine girdik. Tecrübelerimizi paylaşmaya başladık ve bu yıkım projelerinin arkasında yanlış su, enerji, tarım ve kalkınma politikalarının olduğunu gördük.
Ve bugün yeni bir süreç başlatıyoruz...
Bugün burda tüm insanlarımıza, kamuoyuna ve tabi ki ülke yönetimine yeni ekolojik ve demokratik temellere dayalı bir su politikası için çağrı yapıyoruz.
Su kaynaklarından sorumlu Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlunu burda konusacagımız sorunlara karsı duyarlı olmasını ve acılen gundemıne almasını talep edıyoruz. Eroğlunun DSİnin genel müdürü ve bakan olduktan sonra yıkım getiren baraj ve HES projelerinde artış gözlenmektedir.
Yeni su politikasının dayanması gereken bazı ilkeler şunlar olmalıdır:
- Suya yeterli miktar ve kalitede erişim yaşam hakkıdır, asla özelleştirilemez!
- Etkilenen yerel halkın kabul etmediği hiçbir proje gerçekleştirilmemelidir.
- Milli park ve önemli doğa koruma alanlarının olduğu yerlere kesinlikle baraj ve HESler yapılmamalıdır
- Önemli kültürel mirasın olduğu bölgelere kesinlikle baraj ve HESler yapılmamalı ve bu kültürel mirasla bölgesel kalkınmayı sağlayacak girişimler önemsenmelidir.
- Önemli sivil yerleşim alanlarının olduğu ve yoğun bir şekilde tarımın yapıldığı bölgelerde barajlar asla yapılmamalıdır.
- Enerji politikasında hidroenerjinin artık yeni ve kapsamlı bir enerji konsepti çerçevesinde geliştirilecek temel dayanaklardan biri olmalıdır.
- Sulamaya dayalı tarım hedefi, su kaynaklarımızın sınırlı olmasından dolayı gözden geçirilip daha fazla geliştirilmemelidir.
- İklim değişikliği, ülkemizde yağışın azaldığı gerçeğine su politikalarımız adapte olmalı, yani uzun vadeli yağışta % 25e varan azalma olacağını bılmelıdır.
- 1993 yılının Şubat ayından önce planları hazırlanmış ve kararlaştırılmış tüm baraj ve HES projelerinde, inşaatı başlamış olsa dahi ÇED süreci uygulanmalıdır.
- Yeniden yerleşim yasaları uluslararası standartların seviyesine biran önce çıkarılmalıdır ve en başta da göç edecek (yeniden yerleşecek) insanların yaşam seviyesinin korunması garanti altına alınmalıdır.
Eğer baraj ve HESlerden kaynakı sorunları ve yıkımı aşmak istiyorsak yukarda saydığımız kriterler ışığında uzun vadeli hareket etmemiz kaçınılmazdır. Yeni demokratik, ekolojik ve adaletli bir su politikasını geliştirmek için baraj ve HES mağduru kampanyalar olarak şu beş talebi halkımıza ve siz sayın basın mensuplarıyl paylaşmak istiyoruz:
1) Türkiye yönetimi şu ana kadar uyguladığı ''yanlış su politikalarını'' acilen terketmeli ve inşaasına başladığı ve planladığı tüm baraj ve HES projelerini derhal durdurmalıdır.
2) Toplumun bütün bileşenleriyle baraj ve HES projelerinden etkinenlerin yanında yerel yönetimler, çevre ve insan hakları kuruluşları, uzmanlar, mesleki kuruluşlar vs. acilen yeni bir su politikasını geliştirmek amaçlı bir tartışma süreci başlatılmalıdır.
3) Başlatılmasını talep ettiğimiz tartışma sürecinde esas amacımız, suların halkçı ve ekolojik kullanımını sağlamak üzere, sosyal adalet ilkesi ve eşitlikçi katılım ilkesi gereklerini benimsemiş bir toplumcu uygulamanın hedeflenmesidir. Bundan hareketle, suların yönetimindeki yetkilerin, ''demokratik-ekolojik su havzası yönetimi'' modeli çerçevesinde yerele devredilmelidir!
4) Suya bağlı eko-sistemlerde, eko-sistemlerin fonksiyonlarını koruma ve bakım, biyo çeşitlilik, makro-mikro klima, yerleşim planlaması, sulama, organik tarım, eko-turizm, sağlık turizmi gibi konularda veri toplama ve araştırma yapma amaçlı yeterli ödenek ve yetkinleşmiş kurumlar oluşturulmalıdır.
5) Yukardaki talepler ışığında yeni su politikası tartışmalarını koordine edecek süreci geliştirmek amaçlı bir Su Çalışma Grubunun oluşturulmasını öneriyoruz. Toplumun her kurumu ve kesimi bu çalışma grubunda yer alabilmelidir. Uzun vadede ise Su Çalışma Grubu, tartışma süreci sonucu oluşturulacak yeni su politikasının uygulanmasının takipcisi olmasını öneriyoruz.
Evet, taleplerimiz bunlardır. Bu taleplerin hayat bulması için bundan sonra mücadelemizi daha geliştireceğimiz.
Su geleceğimiz, su kimliğimiz, su hakkımız, su onurumuzdur, su yaşamımızdır!
Dokunmayın!